Yapay Zekâ Uçurumu: Kentlerimizde Yeni Bir Eşitsizlik Çağı Başlarken
Yazan: Emre Eren Korkmaz, Dr., Oxford Üniversitesi
Giriş: Fiber Hızında Uçanlar ve Sinyal Bekleyenler
Türkiye'de internet erişim imkânı artık neredeyse herkesi kapsıyor. Bu başarı, yıllarca süren altyapı savaşının büyük ölçüde kazanıldığını gösteriyor. Ancak, tam da bu yüksek erişim oranlarına sevinirken, küresel teknolojik ivme, dijital eşitsizlik kavramının tanımını kökten değiştirdi: Artık mesele internete erişmek değil, onu kullanarak küresel ekonomik sisteme entegre olma ve üretkenlik yaratma kapasitesidir.
Yapay Zekâ (YZ) ve onun alt başlığı olan Büyük Dil Modelleri (LLM) alanındaki (ayrıca robotik ve dijital ajanlar gibi ilgili alanlarda) baş döndürücü gelişmeler, kentlerimizde yeni ve derin bir uçurum yaratıyor. Bir yanda, cebindeki YZ destekli telefonla anında karmaşık analizler yapan çeviri sorunu yaşamadan küresel iş görüşmelerine katılan ve verimliliğini katlayan bir profesyonel var. Diğer yanda ise aynı kentin yoksul bölgelerinde yaşayan, düşük vasıflı işlerde çalışan ve YZ kaynaklı otomasyon baskısı altında iş güvencesini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan yerel esnaf veya işçi var. Burada bir yandan bu imkanlara ulaşım meselesi varken diğer yandan ulaşsa dahi kullanım amaçları ve kapasitesi arasında ciddi bir fark var. Eşitsiz bir toplumda yaşıyoruz ve dijital eşitsizlikler mevcut eşitsizlikleri daha da pekiştiriyor.
Yerel yönetimlerin bu yeni nesil dijital eşitsizliği (Dijital Eşitsizlik 3.0) temel bir kentsel mesele olarak ele alması gerekir.
I. YZ İvmesi ve Eşitsizliğin Derinliği
Dijital eşitsizliğin bu yeni aşaması, fiziksel bağlantı eksikliği (1.0) veya temel bilgisayar kullanma becerisi (2.0) sorunlarını aşmıştır. Bugünün sorunu, teknolojiyi kullanarak ekonomik ve sosyal sonuç elde etme kapasitesindeki farktır. Dolayısıyla köylere WiFi getirmek veya gençlere kodlama öğretmek gibi görevler, her ne kadar geçerliliğini korumakla birlikte artık yetmemektedir.
Yapay zekâ alanındaki ilerlemenin hızı ve kontrolsüzlüğü bu uçurumu derinleştiriyor. YZ patentleri, 2010 yılından bu yana tam 31 kat artış göstermiş, 2021-2022 yılları arasında ise sadece bir yılda yüzde 62,7 oranında yükselmiştir. Bu ilerlemenin önemli bir kısmı, ticari kârlılığı maksimize etmek üzere optimize edilen özel sektör (2023'te 51 önemli model) tarafından yönlendiriliyor. Burada da yeni bir tablo karşımıza çıkıyor. Altyapı yatırımları ve internete ulaşım kamusal bir görevken artık kamunun rolü de zayıflamış, son teknolojileri üreten ve geliştiren aktörler arasında özel şirketler ağırlık kazanmıştır. Bu şirketlerin önemli bir kısmı da yabancı menşeilidir ve tekel konumundadır. Bu da bu kurumlarla pazarlık ve iş birliği yapmayı daha da karmaşık hale getirmektedir. Bunun bir diğer nedeni de bu şirketlerin kamudan çok yatırımcılarına ve hissedarlarına hesap vermeye öncelik vermesidir.

Bu özel sektör odaklı ivme, YZ araçlarının toplumsal fayda yerine zaten kaynak ve güç sahibi olan bireyleri daha da güçlendiren bir teknolojik manzara yaratmasına yol açıyor. Buna ek olarak otomasyon ve işsizlik konuları da yerel yönetimlerin sosyal birimlerinin dikkatle izlemesi gereken konulardır. Bu durum, kentsel yoksulluğu tetikleme potansiyeli taşır.
Ayrıca, yerel dil ve kültür bariyerleri de önemli bir engel teşkil etmekte. Eğer YZ araçları ağırlıklı olarak İngilizce veya yüksek vasıflı iş akışları için optimize edilmişse, yerel ekonomi oyuncularının adaptasyonu zorlaşacaktır. Diğer yandan dil sorunu aşılsa dahi bir esnafın bu imkanlardan yararlanması ve bunu işini geliştirmek için değerlendirmesi güçtür.
Bu her zaman olumsuz sonuçlar çıkacağı anlamına elbette gelmiyor. Örneğin YZ sayesinde müşterisinin talep ettiği biyobozunur ürünleri inceleyen, bunlara ulaşan ve yeni ürünler sunan plastik şirketleri var. Başka bir örnekle YZ sayesinde kültürel ve yaratıcı üretimleri daha düşük bütçe ile yapabilen çok sayıda yetenekli genç sanatsal ve yaratıcı ürünlerini daha etkili şekilde sunabilir, daha geniş bir kesime ulaşabilir. Dolayısıyla bu yeni olanakların değerlendirilmesi ve desteklenmesinde yerel yönetimlere rol düşmektedir.
II. Erişim İmkanları ve Kullanım Amaçları
Ülkemizdeki kullanıcılar, dijital teknolojileri kullanma ve adapte olma konusunda yüksek bir seviyededir. Ancak yapılan araştırmalar, bunun daha çok edilgen bilgi alma süreciyle sınırlandığını göstermektedir. Örneğin E-Devlet hizmetlerinden yararlanma, sosyal medyayı takip etme veya bilgi almaya dair kullanımlar ağırlık kazanmaktadır. Burada öne çıkan sorun, dijital okur-yazarlık ve manipülasyon ile yalan habere karşı tedbirli olma gibi konulardır.
Ancak yapay zekâ çağının gerektirdiği karmaşık problem çözme, veri analizi veya üretken uygulamaları kullanma yetkinliği henüz yaygın değildir. İnsanlar pasif tüketici durumunda kalırken, aktif dijital üreticiler ve yenilikçiler arasındaki fark hızla büyümektedir.
Dahası, dijital eşitsizlik kentsel kaynakların eşit dağıtılmaması sebebiyle mekânsal olarak derinleşmektedir.Göç sonrası kente yerleşmiş grupların eşitsiz yaşamları dijital alanda da devam ederken merkez ile çevre bölgeleri arasındaki kaynak farklılıkları, dijital eşitsizliği tetikleyen sosyal, ekonomik ve kültürel bariyerlerin varlığını kanıtlıyor. Bu alana yerel yönetimlerin etkili müdahalesi ile YZ’nin sunduğu imkanlar etkin şekilde değerlendirilebilir ve bu açığın kapanmasına dair çalışmalar yapılabilir.
III. Yerel Yönetimlerin Kritik Müdahalesi
Yerel yönetimler, bu kentsel soruna karşı artık sadece altyapı sağlayıcısı rolüyle yetinemez. Müdahale, mekânsal adalet ve ekonomik istikrar için zorunludur. Yerel yönetimler, yapay zekâyı bir "lüks araç" olmaktan çıkarıp herkesin binebildiği bir "toplu taşıma aracı” haline getirmelidir. Bu, üç sütuna dayanan kapsamlı bir strateji gerektirir:
Akıllı Altyapı ve Kapsayıcı Platformlar (Tanı ve Hedefleme)
Dijital eşitsizliği sadece tahmin etmek yerine, yapay zekâ ile mekânsal olarak net bir şekilde teşhis etmeliyiz. Geleneksel veriler seyrek ve pahalı olabilmekte. YZ algoritmaları ve uydu görüntüleri kullanılarak mahalle düzeyinde yoksulluğun, altyapı sorunlarının ve kentsel kalitenin haritalanması mümkündür. Bu, kaynak dağılımını eşitsizliğin en derin olduğu noktalara yönlendirmeyi meşrulaştırır. Ayrıca E-Belediyecilik sistemleri, dezavantajlı gruplara yönelik kullanıcı deneyimi (UX) testleriyle "Eşitlik Odaklı Tasarım" (Equity by Design)ilkesini benimsemelidir.
Yerel yönetimler e-belediye hizmetlerinden yararlananlar üzerinden tasarruf ettiği bütçe ve zamanı dezavantajlı kesimlere daha etkin hizmetler için değerlendirebilir.
İleri Yetkinlik ve Dijital Vatandaşlık (Eğitim ve Kültür)
Eğitim; LLM'lerin etik kullanımı, veri kirliliği ile mücadele, siber güvenlik ve dijital vatandaşlığın temel unsurları üzerine odaklanmalıdır. YZ’nin "kamu malı" olması için belediye kütüphaneleri, gençlik merkezleri ve meslek liseleri YZ’nin herkes tarafından kullanılabildiği, halka açık erişim merkezleri haline getirilmelidir. Dijital okur-yazarlığı düşük bireylere (yaşlılar, ebeveynler) yönelik özel, kültürel ve dilsel olarak hassas programlar geliştirilmelidir.
Burada özellikle yaşayanlardan toplanan verilerin korunması, siber saldırılara karşı önlemlerin alınması ve siber saldırılar içinde en yoğun yere sahip olan çalışanların kandırılmasını engellemek için belediye çalışanlarının eğitilmesi önem kazanmaktadır.
Politik Müdahale ve Eşitlik Odaklı AI (Yerel Ekonomik Entegrasyon)
Yerel yönetimler, KOBİ'lerin rekabet gücünü artırmak için doğrudan müdahale etmelidir. Esnaf odaları ve yerel üreticilere yönelik YZ entegrasyon programları, özellikle Türkçe dil bariyerlerini aşan, yerel pazarlama ve çeviri çözümleri sunan YZ danışmanlık hizmetlerini içermelidir.
Ayrıca, belediyenin topladığı büyük veri, sosyal fayda odaklı kullanılmalıdır. Örneğin, YZ algoritmaları kullanılarak sosyal hizmet (barınma veya gıda yardımı) dağıtımının en çok ihtiyacı olan ve en az erişime sahip gruplara hedeflenmesi sağlanabilir. Otomasyon riski altındaki sektörlerdeki iş gücüne yönelik belediye meslek liseleri ve kursları aracılığıyla ileri yetkinlik ve yeniden eğitim desteği sağlanmalıdır.
Sonuç
Dijital eşitsizlik kentsel sürdürülebilirliği, sosyal adaleti ve ekonomik çeşitliliği tehdit eden aktif bir krizdir. Yapay zekâ teknolojilerinin hızı, bu uçurumu derinleştirme potansiyeli taşımaktadır. Eğer bu hız sadece zenginleri ileriye taşıyacaksa, geri kalanlar için daha büyük bir adaletsizlik yaratacaktır.
Yerel yönetimlerden beklenen liderlik, artık yalnızca altyapı sağlamakla sınırlı kalamaz. Stratejik yetkinlik geliştirmeye, kapsayıcı platformlar oluşturmaya ve ekonomik sonuç odaklı politik müdahalelerde bulunmaya odaklanmalıdır. Yapay zekâyı bir "kamu malı" olarak görüp yerel kurumlarımızı bu dönüşümün motoru haline getirmek, kentlerimizi daha adil, daha dirençli ve kapsayıcı hale getirmemizin tek yoludur. Aksi halde, birileri fiber hızında uçmaya devam ederken büyük bir kitle sinyal bekleyenler olarak kalacaktır. Bu stratejik görev, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu yazı, Kent dergisinin Ocak-Nisan 2026 tarihli onaltıncı sayısında yayımlanmıştır.
Derginin tamamını MBB Kültür Yayınları sitesinden buraya tıklayarak indirebilirsiniz.