Kırılgan Dünyada Dirençli Kentler Kurabilmek
Yazan: Akgün İlhan, Dr., Turizm İşletmeciliği Bölümü, Boğaziçi Üniversitesi
Kentler tarihte hiç olmadığı kadar çoklu krizlere sahne oluyor. Bu krizler iklim değişikliği, ekolojik çöküş, doğal afetler, enerji, su ve gıda arzına dair sorunlar, sosyo-ekonomik eşitsizlikler ve çatışmalar biçiminde ortaya çıkarak kentlerin kırılganlığını büyütüyor. Bu kırılganlığın çevresel, toplumsal ve ekonomik boyutları, dirençliliği de aynı alanlarda bir var oluş stratejisi belirlemeye zorluyor. Artık dirençli kentler sadece doğal afetlere karşı ayakta kalabilen değil, aynı zamanda krizlerden öğrenebilen ve dönüşebilen varlıklar olarak tanımlanıyor. Bu, kentsel sistemlerin hem şoklara hem de uzun vadeli gerilimlere karşı uyarlanabilir kapasite geliştirmesi zorunluluğu anlamına geliyor. Dirençli kentlerin, fiziksel altyapı, sosyal ağlar, ekonomik yapı, ekosistem hizmetleri ve yönetişim sistemlerinin birbiriyle uyum içinde çalıştığı bir bütün olarak değerlendirilmeli. Buradan hareketle, kırılganlıktan esnekliğe giden süreçte kentler doğal afetlere karşı fiziksel dayanıklılığı artırma, iklim değişikliğinde azaltım ve uyumu sağlama, yerel ve döngüsel üretimle ekonomiyi güçlendirme, toplumsal dayanıklılığı güçlendirme, öğrenen sistemler kurma ve yönetişime katılımı çeşitlendirme gibi eylem alanları açmalı.
Doğal Afetlere Karşı Fiziksel Dayanıklılığı Artırma
Ülkemizde afet sonrası kentsel dönüşüm projeleri, yer seçimi ve yoğunluğu göz ardı edilerek çoğunlukla bina güçlendirmesine odaklanıyor. Oysa gerçek dayanıklılık doğru yerde ve doğru yoğunlukta yapılaşmayla başlar. Kentin fiziksel dayanıklılığı; planlama, mühendislik, yönetişim ve ekoloji temelli önlemlerin bütüncül uygulanmasıyla sağlanır. Kent planlaması deprem, heyelan ve tsunami gibi risklerin mekânsal dağılımını dikkate almalı; master planlara zemin etütleri, mikro bölgeleme, afet risk haritaları ve güncel bina envanteri entegre edilmeli. Afet sonrası tahliye güzergâhları ve toplanma alanları planlanmalı, enerji, su ve ulaşım altyapısında yedeklilik ilkesi uygulanmalı. Ayrıca erken uyarı sistemleri kurulmalı ve düzenli olarak test edilmeli. Kentsel dayanıklılık eylem planları hazırlanarak uygulama sorumlulukları yerel ve ulusal düzeylerde açıkça tanımlanmalı. Bu amaçla, merkezi ve yerel ölçekte dayanıklılık yönetişim birimleri oluşturulmalı, kurumlar arası veri paylaşımı sağlanmalı ve tüm bu süreçler için ayrılmış, izlenebilir bir bütçe tanımlanmalı.
İklim Değişikliğinde Azaltım ve Uyumu Sağlama
Kentler, küresel sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 70’inden sorumlu iken iklim değişikliğinden de en fazla etkilenen alanlar. Bu nedenle, kentler hem uyum hem de azaltım politikalarını bütüncül biçimde yürütmeli. Sera gazı azaltımda, ulaşım sektöründe yaya-odaklı planlama çerçevesinde “15 Dakika Kent” modeli içinde yaya ve bisiklet yolları, elektrikli araç ve toplu taşıma altyapısı geliştirilmeli. Enerjide ise güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir ve düşük karbon enerji kaynaklarının ve enerji çeşitliliğinin artırılmasına öncelik verilmeli.
İklim değişikliğine uyum sürecinde, kentlerin kuraklık, sıcak dalgası ve sel gibi iklim afetlerine karşı dayanıklılığını artırmak için doğa temelli çözümler önceliklendirilmeli. Bu yaklaşım, doğanın kendi işleyişini taklit eden yeşil altyapı sistemlerinin (yeşil çatılar, yağmur bahçeleri, sızdırma hendekleri, geçirgen yüzeyler vb.) geliştirilmesini ve bunların mevcut gri altyapıyla bütünleşik biçimde çalışmasını öngörür. Böylece afetler oluşmadan ekosistem hizmetleri aracılığıyla önlenir veya etkileri azaltılır. Bu uygulamalar; taşkın kontrolü, sıcaklık düşürme ve karbon yutak alanı yaratma dışında kentsel biyoçeşitliliği artırır, su döngüsünü onarır ve kentliler için sağlıklı, rekreatif yaşam alanları oluşturur. Çin’in “Sünger Şehir” modeli, bu bütüncül ve doğayla uyumlu yaklaşımın en başarılı örneklerindendir.
Yerel ve Döngüsel Üretimle Ekonomiyi Güçlendirme
Tek bir sektöre ya da küresel tedarik zincirine bağımlı kentler, kırılgandır ve kriz dönemlerinde kolayca çöker. Dayanıklı ekonomi, çeşitlilik ve esneklik ilkelerine dayanır. Kent içi tarım ve gıda kooperatifleri, küçük üretici ağları, kentsel lojistik merkezleri, sosyal girişimler gibi oluşumlar, yerel üretimi destekleyerek ekonomiyi tabandan güçlendirir. Atık üretmeyen, kaynakları yeniden dolaşıma sokan döngüsel sistemlerle de ekonomik ve çevresel sürdürülebilik sağlanır. İnşaat sektöründe atık malzeme geri kazanımı, tekstil ve gıda sektörlerinde yeniden kullanım döngüleri ve gri ve atık suyun yerinde arıtılarak yeniden başarılı bir biçimde kullanımı, bu yaklaşıma örnek teşkil eder. Mesela Singapur yağmur suyu toplama, atık suyun ileri arıtımı ve deniz suyu arıtımını entegre eden döngüsel su yönetimi modeliyle suyun her damlasını yeniden kullanır.
Dışa bağımlılık da ekonomik kırılganlığın nedenlerinden biri. Yerel enerji üretimi ve kent tarımı, yerel su kaynaklarını kullanmaya dayalı kapalı su döngüsü yaklaşımı, kriz zamanlarında hayati önem taşır. “Kendine yeten kent” kavramı yalnızca ekonomik değil, stratejik bir güvenlik meselesi olarak da düşünülmeli.
Toplumsal Dayanıklılığı Güçlendirme
Toplumu bir arada tutan güven, dayanışma ve aidiyet duygusu, kriz anında dayanıklı bir altyapı kadar önem kazanır. Afet sonrası en hızlı toparlanma gösteren kentler, genellikle en güçlü toplumsal bağlara sahip olanlar. Japonya’daki Kobe ve Şili’deki Valdivia örneklerinde olduğu gibi, yerel topluluk örgütlenmeleri kriz yönetiminde belirleyici. Planlama süreçlerinde mahalle bazlı toplantılar, yerel katılım mekanizmaları ve afet gönüllü ağları kurmak sosyal dayanıklılığı güçlendiriyor. Dirençlilik için adil yaşam da önemli bir şart. Kadınlar, göçmenler, yaşlılar ve yoksullar gibi afetlerden orantısız biçimde etkilenen kırılgan grupların kentsel planlamaya katılım eşitliği, afet sonrası kaynak dağıtımı, barınma ve sağlık hizmetlerine adil erişimi sağlanmalı.

Öğrenen Sistemler Kurma
Kentler, canlı organizmalar gibi sürekli öğrenen sistemler. Dirençlilik statik bir durum değil, sürekli bir öğrenme ve yeniden yapılanma döngüsü. Teknoloji, kentlerin karmaşıklığını yönetmekte vazgeçilmez araçlar sunar. Dijital ikiz uygulamalarıyla fiziksel kentin sanal bir kopyası oluşturularak olası afet senaryoları test edilebilir. Bu sistemler su taşkını, deprem ya da enerji kesintisi gibi olaylara karşı dinamik simülasyonlar sunar. Bunlar gerçek zamanlı sensör ağları, meteorolojik veriler ve sosyal medya analitiğiyle desteklenen erken uyarı sistemleri ile birleşerek, afetlerin etkisini büyük ölçüde azaltır. Ancak teknoloji tek başına yetmez; sistem uyarlanabilir olmalı, yani kriz sonrası geri bildirimlerden öğrenebilmeli. Afetlerden, hatalardan ve krizlerden ders çıkarabilen kurumlar ve topluluklar, her seferinde daha güçlü biçimde yola devam eder.
Yönetişime Katılımı Çeşitlendirme
Kentsel dayanıklılık, teknoloji kadar yönetişimle de ilgili. Kentlerin kırılganlık profili, doğru veriyle anlaşılabilir. Açık veri platformları, dijital risk haritaları, sensör ağları ve CBS tabanlı izleme sistemleri ile veri temelli karar alma mekanizmaları geliştirilmeli ve hayata geçirilmeli. Çok düzeyli yönetişim yaklaşımı ile merkezi ve yerel yönetimler arasında yetki paylaşımı iyi belirlenmeli, afet yönetimiyle imar planlamasının entegrasyonu sağlanmalı, bölgesel dayanıklılık ağları kurulmalı. Dirençli bir kent için planlama süreçlerinde halk, üniversiteler, STK’lar ve özel sektör gibi aktörlerin katılımı sağlanmalı, katılım planlamadan uygulamaya kadar her aşamada gerçekleşmeli.
Sonuç: Kırılganlıktan Esnekliğe Doğru
Kentleri tamamen güvenli kılmak mümkün olmasa da kırılganlığı dönüştürmek mümkün. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel değil, çevresel, sosyal ve ekonomik bir yeniden yapılanma demek. Dirençlilik, betonun ve teknolojinin gücü değil, sistemin bütünlüğü olarak ele alınmalı. Bir kentin gerçek dayanıklılığı; doğayla ve iklimle uyumunda, vatandaşlarının planlamadan uygulamaya her aşamada yönetişime eşit katılımında, riskler ve afetlerden öğrenme, değişme ve uyum kapasitesinde yatar. Kırılgan dünyada dirençli kentler kurmak, aslında dirençli toplumlar ve sistemler inşa etmektir.
Bu yazı, Kent dergisinin Ocak-Nisan 2026 tarihli onaltıncı sayısında yayımlanmıştır.
Derginin tamamını MBB Kültür Yayınları sitesinden buraya tıklayarak indirebilirsiniz.