02.02.2026

Rakamların Ötesinde İnsan: Kapsayıcı Yerel Planlama Süreçlerinde Demografik Verinin Rolü

“Her yeni doğan bebek, yeni bir dünya demek.”

Barış Manço, Şarkı: Lahburger

 

“Yeni bir yer bulamazsın, ne de farklı bir deniz.

Bu şehir bırakmaz ki, peşinsıra gelecek.

Dolanıp duracaksın yine aynı sokaklarda.

Aynı komşularla kocayacaksın,

saçların ağaracak aynı evlerde.

Bütün yollar yine bu aynı şehre çıkacak.

Başka bir ülke mi dedin -aklından bile geçirme-

ne bir gemi var limanda, ne de başka bir yol sana.

Hayatını heba ettiysen eğer burada,

bu ücrâ köşecikte,

harcanmışsın demektir artık bütün dünyada.”

Konstantinos Kavafis (1909, Kent (“I Polis”), Çeviri : Mehmet Aslan)

 

Yazan: Mehmet Doğu Karakaya, Dr., TÜİK Uzmanı, Türkiye İstatistik Kurumu

İlk Bakışta

Nüfus meselelerini ele alırken, üç temel bileşeni de göz önünde bulundurmak gerekmektedir: doğum, ölüm ve göç. 

Hepimiz sıfır yaşında ve yalnızca bir defaya mahsus olarak doğar; çoğu zaman kendi kontrolümüzün dışında, belirsiz bir yaşta ve yine bir defaya mahsus olmak üzere “her nefis gibi bir gün ölümü tadarız”. Buna karşılık göç ise, bireylerin kimi zaman kendi kararlarıyla, kimi zaman ise istem dışı ve zorunlu koşullar altında, herhangi bir yaşta yaşam boyunca birden fazla kez birden fazla yere gerçekleştirilebilen, çoğu zaman geri dönüşü olmayan, ölçülmesi ve tanımlanması görece daha zor, son derece dinamik ve belirleyici bir unsurdur. Doğanın bir parçası olarak insanlık ve insan nüfusu, bu üç bileşenin farklı yönleri doğrultusunda geçmişte olduğu gibi gelecekte de tüm gelişmelere yanıt verecektir.

Tarihsel olarak yüksek doğurganlık ve yüksek ölüm koşullarından düşük ölüm koşullarına ve ardından düşük doğurganlık koşullarına doğru kademeli gelişmeler “demografik geçiş” olarak adlandırılmaktadır. Modernleşme, kentleşme, sağlık ve hijyen koşullarındaki olumlu gelişmeler, ölüm hızlarındaki ciddi düşüşlere ve doğuşta beklenen yaşam süresinin uzamasına yol açmıştır. Bu nedenle, geçmişe kıyasla çok daha uzun süre hayatta kaldığımız için nüfus artışında belirgin bir hızlanmanın gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Ancak, insanların bu daha elverişli yaşam koşullarına yanıt olarak geliştirdikleri düşük doğurganlık seviyelerine yönelik tercihleri daha yavaş bir dönüşüm göstermektedir. Önce hızlı bir nüfus artışı, sonrasında ise yavaşlayan bir artış ve devamında, yaşanan gelişmelere bağlı olarak, azalan nüfus büyüklüğü süreçlerinin yaşanması söz konusudur. Bu durum, ülkeler ve kıtalar arasında bazılarını önde, bazılarını ise geride bırakan önemli farklılıklara neden olmaktadır. Dönüşüm devam etmekte olup bu sürecin farklı bölgelerde birbirinden farklı hızlarda ve sürelerde ancak benzer şekilde yaşanacağını öngörmek mümkündür.

Çoğunlukla daha fazla kardeş olarak bu dünyaya gelen, doğan kardeşlerinin belirgin sayıdaki kısmının bir yaşını dahi tamamlayamadan hayata veda ettiği nesillerden, çok daha az sayıda kardeşi bulunan, daha düşük doğurganlık hızları, daha iyi ölümlülük koşulları, daha uzun ve bereketli bir ömür yaşayan nesillere geçiş sağlanmıştır. Diğer yandan, nüfus momentumu nedeniyle henüz artmaya devam etmekte olan bir nüfus yapısına ulaşmış bulunmaktayız.

Buna ek olarak, en hızlı ve etkin demografik tepki niteliğinde olan göç olgusunun, bölgesel çeşitlilik açısından dünyamızı dönüştürmeye devam edeceği açıktır.

Dünya nüfusunun 8 milyarı aşmış olduğu günümüzde, demografik dönüşümlerin geçmişi ve geleceği yeniden değerlendirilmelidir. Artan çeşitlilik ve yaşlanan toplumlar, sosyal politikaların demografik davranışları ne ölçüde etkilediği, doğurganlığın düşebileceği en alt sınır ve yaş yapısının nüfus artışına etkisi temel tartışma konularını oluşturmaktadır. Nüfus artışının sürdürülebilir kalkınma üzerindeki olası olumsuz etkilerden nasıl ayrıştırılabileceği, kuşaklar arası destek sistemlerinin nasıl yeniden yapılandırılacağı ile toplumların ve kentlerin ne ölçüde birey dostu haline gelebileceği kritik sorular olarak öne çıkmaktadır. Böylesine geniş kapsamlı bir konunun bir metne sığdırılması mümkün değildir. Buradaki öncelik, okuyucunun daha fazla okuryazarlık ve farkındalık kazanmasıdır.

Zamanın Ruhu

Sizler ortalama okuma süresi 5-10 dakika olan bu metni okumaktayken, dünya durmamakta ve zaman akmaya devam etmektedir. Hepimiz, farklı yaş kuşakları ve cinsiyet gruplarında, zamanın x-ekseni ve yaşın y-ekseni olarak yer aldığı iki boyutlu Lexis diyagramı üzerinde 45 derecelik doğrular boyunca ilerleyen yaşam serüvenimize devam etmekteyiz. Bu birkaç dakikalık sürede dünya nüfusuna yeni doğanlar eklenmiş, bazı bireyler ise yaşamını yitirerek aramızdan ayrılmış olup elbette ki bulunduğu yeri değiştirenler olmuştur. Sağ kalanlar olarak hepimiz birkaç dakika daha yaşlandık.

Belki de bugün bazılarımızın doğum günüdür. Aynı zamanda, temel demografik ve aktüeryal araçlardan olan hayat tablolarına göre, içinde bulunduğumuz yılı hayatta kalarak tamamlamış olmanın ve hayatta kalma oranının (“survival ratio”) pay kısmında yer almayı kutlamaktayızdır. Gelecek yıl da aynı kutlamayı yapabilmek ümidiyle mumlara üflemekteyiz.

Kimin Yararına?

Küresel açıdan bakılacak olursa, giderek daha fazla büyüyen kalabalık bir dünya toplumu olarak, eşitlik ve sürdürülebilirlik bağlamında daha fazla bir arada olmalı ve daha ortak hedeflere doğru ilerlemeliyiz. Bu çerçevede, görünemeyeni görünür hale getirilmesi, söz konusu sürecin avantaja dönüştürülme olasılığı mevcuttur. Bu potansiyelin hayata geçirilmesi da bizim elimizdedir.

Demografik söylem ve kamuoyundaki algıların yanlış yönlendirilmemesi ve kapsayıcılığın mümkün olduğunca öne çıkarılması anlamında, demografik verinin iyi okunması önemlidir. Nüfus dinamiklerinin teknik ve sosyoekonomik etkileşimler açısından iyi anlaşılarak sosyal ve yerel politikalarla buluşturulmasında, mevcut bulguların karar alma süreçlerinde kimin yararına ve nasıl kullanılacağı konusunda her bir birey gibi, yerel yönetimlere de çok büyük sorumluluk düşmektedir.

Bir başka deyişle, nüfus artışını bir neden değil bir sonuç olarak görmek ve geleceği hep birlikte, herkes için planlamak gerekmektedir. Ülkeleri ya da yerleşim yerlerini yalnızca gelir düzeyine göre karşılaştırmak yerine, kalkınmaya daha fazla odaklanarak tüm ortak sorun ve meseleleri birlikte ele almak önem taşımaktadır. Atık yönetiminden sağlık hizmetlerine erişime, cinsiyet eşitliğinden herkes için daha iyi konut ve barınma olanaklarına, sürdürülebilir şehirlerden kırsal alanlara, ekolojik yaşamın korunmasından güvenli gıdaya, temiz enerjiden nitelikli eğitime ve ulaşıma kadar tüm hizmet alanları birbiriyle etkileşim halindedir. Nesiller arası destek sistemleri ve nüfusun yaşlanması gibi konular giderek daha belirgin bir biçimde öne çıkmaktadır.

Kalkınma, özellikle de yerel düzeyde kalkınma, “kopyala-yapıştır” usulüyle gerçekleştirilebilecek bir kavram olmadığından, her bölgenin ve toplumun kendine has dinamikleri, güçlü ve kırılgan yanlarının olduğunu göz önünde bulundurmak elzemdir. Örneklendirmek gerekirse, ömrünün önemli bir kısmını İstanbul’un yoğun kent ortamında geçirmiş ve yaşlanınca Doğu Karadeniz’in kırsal bölgelerindeki doğum yerine geri dönen ve kendisini Karadenizli olarak tanımlayan kişilerin bu göç hareketinin her iki yerel yönetim tarafından da iyi okunmuş olması, bu kişilerin yaşam kalitesine yönelik iyileştirmelerin önünü açacaktır.

Başka bir örnek olarak Türkiye’deki yaşlı nüfus oranı uzun yıllar boyunca düşük seviyelerde kalmış olsa da bu konudaki tartışmalarda hep oransal ifadelere bakılmış olması, aslında sayısal nüfus büyüklüğü olarak Türkiye’nin yaşlı nüfusunun dünyanın birçok ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla olduğu gerçeğini geri planda bırakmıştır. Bu durum da gerekli sosyal politikalara ilişkin farkındalığın gecikmiş olmasına sebep olabilmektedir.

Hangi Mümkünlerin Kıyısında?

Görüldüğü gibi nüfus meselesini ele almak çok yönlü bakış açıları sunmayı ve analitik bir biçimde ele almayı zorunlu kılmaktadır. Demografi, kapsayıcı kent politikalarının pusulası olup kimin nerede ve hangi koşullarda yaşadığını doğru anlamaktan ve etkin bir hizmet planı yapmaktan geçmektedir. Aynı zamanda katılımcı ve veriye dayalı planlamayı da güçlendirecektir.

Yukarıda bahsi geçen demografik dönüşümün iki temel sebebi olarak insanların daha uzun yaşıyor olması ve daha az çocuk sahibi oluyor olması, geçmişte 30’lu yaşlardan 80’lere ulaşmış kuşkusuz ki sağlıklı yaşam koşullarındaki iyileşmenin göstergesi olarak bir toplumsal kazanımdan ibarettir. Bu kazanımı mümkün olduğunca verimli hale getirmek amacıyla mevcut değerlerin yeniden tanımlanması gerekmektedir. Bu anlamda yerel politika yapıcıların, hizmet yönelttiği nüfusun demografik yapısını çok iyi analiz etmesi ve okuması gerekmektedir. Demografi, yerel planlama süreçlerinde stratejik bir rehber niteliği taşımaktadır. 

Kullandığımız içme ve kullanma suyunun miktarından trafik hizmetlerine, inşaat sektörüne, toplu taşımaya, sağlık ocaklarına, adalet sistemine, etnik meselelere, kanalizasyon borularının genişliğine, arabalarda kullanılan yakıt türüne, yapılan barajlara, maden rezervlerine, kadına karşı şiddete, yerel yönetim politikalarına, siyasi seçimlere, meclisteki kadın temsiliyet oranına kadar uzanan geniş bir yelpazedir. Bir bölgedeki yasaklamalar, başka bir yerde teşvik olarak sunulabilmektedir. Bir toplumdaki algı, diğerlerinden çok daha farklı olabilmektedir. Bu farkların tamamı dünyanın geçirmekte olduğu dönüşümlerden etkilenmektedir.

Daha yoksul ve yoksun bir yaşlılık riskine karşı iyi planlanmış yaşlı bakım hizmetleri, sağlık ve erişilebilirlik temelli yatırımların önceliklendirilmesi, örneğin asansörlü ya da giriş kat niteliğindeki konutların yaşlılara tahsis edilecek şekilde teşvik edilmesi daha fazla önem kazanmıştır. Erişilebilir ulaşım, kreş hizmetleri, genç nüfusa ilişkin istihdam, spor ve eğitim ve teknoloji merkezlerini temel alan altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesi hayati derecede önemlidir. Göçmen nüfus tanımının iyi yapılması, iyi okunması ve dil ve sosyal uyum bariyerlerinin hafifletilmesi amaçlanmalıdır. 

Nüfus ve hanehalkı projeksiyonlarının artık her yerel yönetim için vazgeçilmez ve rutin araçlar olarak kullanılması, bütçe planlamasını ve yatırım önceliklerini kentsel altyapı projelerinin bilimsel temelde yapılmasına imkân verecektir. Uzun vadeli sürdürülebilirlik, dayanıklılık ve iklim uyumu politikalarını geliştirmelerine katkı sunacaktır. Örneğin ortalama nüfus artış hızına ve bu artışın yaş ve cinsiyet dağılımına göre yeni okul, park veya toplu taşıma hattı gereksinimi belirlenebilir. Bu sayede kaynakların ihtiyaca göre adil biçimde dağıtılması daha mümkündür.

Kadınların biyolojik olarak erkeklerden ortalama 5 yıl daha uzun yaşıyor olmaları, ortalama evlenme yaşının erkeklerde 4-5 yıl kadar yüksek olması, gelecekte yalnız yaşayan yaşlı kadınların erkeklerden daha fazla sayıda olması ve kaba ortalama ile 10 yıl yalnız kaldıkları anlamına gelmektedir. Yaşlı hizmetlerinin planlanmasında yaşlı yalnız kadın yoksulluğu ve kırılganlığının ön plana alınması gerekmektedir. Ayrıca kendisi 80-85 yaşında olup çocuklarının 60-65 yaş grubunda olduğu önemli bir nüfus grubunun varlığı şüphesizdir. Bu ve bunun gibi onlarca gösterge ile yerel düzeyde hizmet planlaması yapılabilir.

Teknolojik yeniliklerin ve üretim kapasitesinin nüfus artışı ile ilişkisinin iyi değerlendirilmesi, yapay zekâ araçlarının demografik dönüşüm ile uyumlu çözümler üretmede verimli kullanılması, iş gücü piyasasındaki etkilerinin iyi anlaşılması ve verimlilik planlamasının yapılması, mevcut mümkünlerin en iyisini önümüze koyabilecektir.  

Nüfus artışı, alt bölgelere inildikçe kimlik değiştirmekte ve özellikle de çalışma çağındaki genç nüfusun göç yoluyla bulunduğu yerden ayrılması sonucunda nüfusun azalışı (“depopulation”) meselesi öne çıkabilmektedir. Bu anlamda yereldeki nüfus azalışı süreçlerinin iyi incelenmesi ve hayat kalitesini iyileştirici önlemler alınması, yakın gelecekteki önemli gündemler haline gelmelidir.

Kent gözlemevleri (“urban observatories”) faaliyetlerinin artırılması, veriye erişimin iyileştirilmesi ve veri ekosistemlerinin etkin hale getirilmesi, mekânsal analizlerin ve coğrafi bilgi sistemlerinin etkin kullanımına yönelik kapasite geliştirme çalışmalarının yapılması gündeme alınmalıdır.

Doğdukları Yerde Ölemeyenler

Yakın zamandaki bir seyahat molası esnasında, bir büyükşehir belediyesine iki ayrı otobüsün Türkiye’nin farklı iki iline bagajlarında tabutlardaki cenazeleri ve koltuklarında ise ölenlerin yakınlarını taşımakta olduğunu görmüştüm. Ölenlerin genellikle talep halinde memleketlerinde defnedilmesine yönelik bir belediye hizmetiydi.

Elbette ki dünya Ömer Zülfü Livaneli’nin şarkı olarak da bestelediği “Doğdukları Yerde Ölenler” şiirindeki yol yorgunluğu bilmeyenlerden ve hayata başladığı yerde gözlerini yumanlardan ibaret değildi. Hayat, topraktan başlayıp, yine toprakta son bulan bir döngü. O arada göç eden insanoğlu…

Bahsi geçen otobüslerin bir tanesi Trabzon’a, diğeri Batman’a gidiyordu…

Bu yazı, Kent dergisinin Ocak-Nisan 2026 tarihli onaltıncı sayısında yayımlanmıştır.

Derginin tamamını MBB Kültür Yayınları sitesinden buraya tıklayarak indirebilirsiniz.