02.10.2026

Küresel Hedeflerin Ötesinde: Türkiye’deki Şehirlerden COP31 Öncesinde Yerel İklim Eylemini Hayata Geçirmeye Yönelik 5 Temel Ders

MBB yürütücülüğündeki Türkiye İklim Nötr Şehirler Ağı (İNŞA) kapsamında gerçekleştirilen İNŞA × CapaCITIES 2.0: İklim Nötr Şehirler için Ortak Adımlar buluşmasında, Türkiye’deki kentlerin yerel iklim eylemi deneyimleri ve uygulamada karşılaştıkları güçlükler ele alındı. Buluşmadan öne çıkan beş temel çıkarımı aktaran makale, Barbara Jarkiewicz, Deniz Celik Bulgurlu ve Joanna Trimble tarafından kaleme alınarak 11 Eylül 2026’da NetZeroCities platformunda yayımlandı.

Bu yazı Barbara Jarkiewicz, Deniz Çelik Bulgurlu ve Joanna Trimble'ın NetZeroCities platformunda yayınlanan makalesinden alınmıştır.

Şehirler, iklim hedeflerinin sahada karşılık bulduğu yerlerdir.

Şehirlerin yenilikçi yaklaşımları ve liderliği; enerjinin nasıl sağlandığından ulaşımın nasıl gerçekleştiğine, yapıların nasıl inşa edildiğinden kaynakların nasıl tüketildiğine kadar belediyelerin tüm hizmet ve sistemlerinde iklim hedeflerini somut emisyon azaltımlarına dönüştürür. Türkiye’de yirmiden fazla belediye, iklim eylemi uygulama deneyimlerini karşılaştırdığında tüm konuşmalar aynı noktaya vardı: En büyük engel artık plansızlık değil, bu planları hayata geçirmek için gereken kurumsal mekanizmaların eksikliği.

Planlama ile uygulama arasında süregelen açığı kapatabilmek için belediyelerin etkili yönetişime, finansmana, yeterli kapasiteye, güvenilir verilere ve diğer destekleyici unsurlara ihtiyacı var.

NetZeroCities Şehir Danışmanı Deniz Çelik Bulgurlu şöyle ifade ediyor: “NetZeroCities tam da bu amaçla çalışıyor: Şehirlere iklim nötrlüğüne ulaşmaları için ihtiyaç duydukları desteği, kaynakları ve araçları sunmak ve bir şehrin öğrendiklerinin diğer şehirlere de ulaşmasını sağlamak. Türkiye’nin başkenti Ankara’da düzenlenen “İNŞA × CapaCITIES 2.0: İklim Nötr Şehirler için Ortak Adımlar” etkinliğinde belediyeler; hangi yaklaşımların işe yaradığını, ilerlemelerini hâlâ nelerin engellediğini ve ilerlemek için hangi ortak önceliklerin belirlenmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koydu.”

Bu tartışmalar, Antalya’nın Kasım 2026’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı, Türkiye açısından önemli bir dönemde gerçekleşiyor. Dönüşümün yerel seviyede itici gücü olan belediyeler, İklim Eylem Gündemi’ni hayata geçirmek için en uygun konumdadır. Türkiye’deki belediyelerin deneyimleri de şehirlerin bunu gerçekleştirmesini mümkün kılan koşullara ilişkin uygulamaya dönük çıkarımlar sunmaktadır.

Ankara’daki görüşmelerden ortaya çıkan aşağıdaki beş öncelik, Türkiye’de ve diğer ülkelerde yerel iklim eylemini güçlendirebilir:

1. Şehirlerin yatırıma hazır projelere ve bu projelere uygun finansmana ihtiyacı var

Finansman, iklim eylemini hızlandırmanın önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Öte yandan, uluslararası hibelerin sağlayabileceği desteğin de sınırları vardır. Hibeler en yüksek değeri, uzun vadeli bir finansman modeli sunmaktan ziyade, belediyelerin fikirlerini sınamasına ve projelerinin yatırıma hazırlanmasını desteklediğinde yaratır. Sera gazı envanterlerinin, teknik değerlendirmelerin ve hazırlık çalışmalarının finanse edilmesi, başlangıç aşamasındaki bir fikri daha büyük ölçekli kredileri ve özel sektör yatırımlarını çekebilecek bir projeye dönüştürebilir.

Belediyelerin konuşmalarında, bu dönüşümü mümkün kılacak koşullardan birkaçı öne çıkıyor. Projelerin finansmana uygun hâle gelmesi için planlama, tasarım ve finansal yapılandırmayı destekleyen güçlü bir çerçeveye ihtiyaç var. Bu çerçeve; hibelerin erken aşamadaki çalışmaları finanse ettiği, projeler olgunlaştıkça kredilerin devreye girdiği, özel sektör yatırımları ve sermaye piyasalarının ise daha sonraki aşamalarda sürece katıldığı kademeli bir yol haritası izlemelidir.

Uygulamaya dönük, standartlaştırılmış karar destek araçları; belediyelerin projelerini hibelerden kredilere, enerji hizmet şirketi (ESCO) modellerinden karma finansmana, kamu-özel sektör ortaklıklarından yeşil finansal araçlara kadar uygun finansman modelleriyle eşleştirmesine yardımcı olabilir. Aynı derecede önemli bir diğer ihtiyaç ise belediye ekiplerinin proje geliştirmek ve giderek karmaşıklaşan bu finansman seçeneklerini değerlendirmek için gerekli beceri ve kapasiteye sahip olmasıdır.

Buradan çıkarılabilecek genel ders, hibelerin yatırımları sürdürmekten ziyade başlatmak için kullanıldığında en etkili sonucu verdiği olacaktır. Dolayısıyla bir fikri yatırım yapılabilir bir projeye dönüştürecek proje geliştirme sürecini oluşturmak, mevcut finansman miktarını artırmak kadar önemlidir.

2. İklim eylemi, belediyenin tüm birimlerini kapsayan bir yönetişim gerektirir

Koordinasyon, tasarımla ilgili bir meseledir ve bazı belediyeler bu konuda çözümler üretmeye başlamıştır. Birçok belediye, iklim hedeflerinin tek bir birimin sorumluluğuna bırakılmasındansa belediyenin tüm birimlerinin çalışmalarına entegre edildiğinde yönetişimin daha etkili olduğunu ortaya koydu. Katılımcılar, kurumsal koordinasyonun en başından itibaren süreçlere yerleştirilmesinin en iyi sonuçları verdiği konusunda bir mutabakata vardı.

Kurumsal koordinasyonu, ortak sahiplenmeyi ve birimler arasında açıkça tanımlanmış sorumlulukları içeren yönetişim modellerinin daha güçlü olduğu görüldü.

Uygulamaya dönük çözümler arasında, kimi zaman yüzlerce personeli kapsayacak şekilde farklı birimlerde iklim konusunda irtibat kişilerinin belirlenmesi ve stratejik planlama birimlerinin koordinasyonunda bütünleşik veri sistemlerinin geliştirilmesi yer aldı.

Kurum içi değerlendirme süreçleri de çalışmaların iklim üzerindeki etkilerinin sonradan fark edilmesi yerine, uygulamaya geçilmeden önce tasarım aşamasında değerlendirilmesini sağlayabilir. Sosyal koşulların hâlihazırda teklifleri şekillendirmesine benzer biçimde, tedarik süreçlerinde emisyon eşikleri veya sürdürülebilir malzemeler gibi ölçütler ihale şartlarına ve puanlama sistemlerine dâhil edilebilir. Böylece tüm tedarikçiler daha iyi uygulamalara yönlendirilebilir. Paylaşımı kolaylaştıracak biçimde hazırlanmış koordinasyon araçlarının ortak havuzlarda toplanması da bu yaklaşımların belediyeler arasında yaygınlaşmasını ve farklı kapasite düzeylerine uyarlanmasını destekleyebilir.

Kurum içi değerlendirme süreçleri de çalışmaların iklim üzerindeki etkilerinin sonradan fark edilmesi yerine, uygulamaya geçilmeden önce tasarım aşamasında değerlendirilmesini sağlayabilir. Sosyal koşulların hâlihazırda teklifleri şekillendirmesine benzer biçimde, satın alma süreçlerinde emisyon eşikleri veya sürdürülebilir malzemeler gibi ölçütler ihale şartlarına ve puanlama sistemlerine dâhil edilebilir. Böylece tüm tedarikçiler daha iyi uygulamalara yönlendirilebilir. Paylaşımı kolaylaştıracak biçimde hazırlanmış koordinasyon araçlarının ortak havuzlarda toplanması da bu yaklaşımların belediyeler arasında yaygınlaşmasını ve farklı kapasite düzeylerine uyarlanmasını destekleyebilir.

Bu değişiklikler, iklim stratejilerinin belediyelerin günlük karar alma süreçlerinde karşılık bulmasında belirleyicidir. Şayet yatırım, tedarik ve planlama kararları iklim hedefleri dikkate alınmadan verilmeye devam ediyorsa bu hedeflerin etkisi kısıtlı kalır.

3. Etkili yönetişim için herkese uyan tek bir model yoktur

Belediyelerin kapasiteleri arasında büyük farklılıklar vardır. İklim alanında çalışan yüzlerce personele sahip bir büyükşehir belediyesi ile iklimle ilgili sorumlulukların tek bir personele verildiği, hatta bu alanda hiç kimsenin görevlendirilmediği küçük bir ilçe belediyesinin karşılaştığı yönetişim sorunları temelden farklıdır.

Farklı ölçekteki her iki belediyeye de aynı şekilde yaklaşılması, iklim politikalarının kapatmayı amaçladığı uygulama açığını daha da büyütme riski taşır.

Ölçek bu bağlamda büyük önem taşır, farklı ölçekteki belediyelere aynı kuralların uygulanması, küçük ölçekli belediyelerde başarısızlığa yol açar. Bu nedenle yönetişim çerçeveleri, destek mekanizmaları ve düzenlemelerden kaynaklanan beklentiler bu farklılıkları yansıtmalı ve ölçeğe göre farklılaştırılmalıdır. Küçük belediyeler için de ortak veya bölgesel hizmet modelleri geliştirilmelidir. Böylesi bir yaklaşım, tutarlı bir ulusal yaklaşımın önünü açar.

Belediyeler ayrıca, kendi yetki ve kontrolleri dışındaki varlıkları ve sistemleri karbonsuzlaştıramaz. Kendi sınırları içinde dahi olsa birçok belediyenin ormanlar, karbon yutakları ve geniş yeşil alanlar üzerinde yönetim yetkisi bulunmamaktadır. Belediyeler ancak yetki alanları içinde eyleme geçebilir. Bu durum, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında ve büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri arasında sorumlulukların daha açık biçimde tanımlanmasını gerekli kılar.

4. Adil dönüşüm için bir yol haritası oluşturulmalıdır

Adil dönüşüm gündemi, yerel iklim planlarını toplumsal hakkaniyet temelinde şekillendirmek için değerli bir çerçeve sunmaktadır ancak bu, belediyelerin en az gelişmiş çalışma alanlarından biridir. Örneğin enerji yoksulluğuyla mücadele, sosyal koruma mekanizmalarının enerji verimliliği yatırımları, temiz enerjiye erişim ve yeşil dönüşümle bağlantılı istihdam olanaklarıyla bir araya getirilmesini gerektirir.

Görüşmelerde iklim planlarına temel oluşturmak üzere yerel ihtiyaçların daha kapsamlı değerlendirilmesi, mekânsal ve sosyoekonomik analizlerin sistematik biçimde kullanılması ve cinsiyete göre ayrıştırılmış göstergelerden yararlanılması yönünde açık bir çağrı ortaya çıktı. Belediyeler ayrıca, toplulaştırılmış ve tahmine dayalı verilerin herkesi kapsayamayacağını vurguladı. İklim değişikliğinin etkilerine en fazla maruz kalan kişiler, çoğu zaman resmî kayıtlarda en az görünür olan ve stratejilerin dayandığı veri setlerinde yer almayan kişilerdir. Seçimle göreve gelen mahalle muhtarları, bu kişilere ulaşılmasında ve onlara ilişkin bilgi toplanmasında önemli bir rol oynar. Böylece iklim planlarının belediyede bir belge olarak kalmayıp hizmet sunmayı amaçladığı insanların ihtiyaçlarıyla bağ kurmasını sağlar.

5. İklim verileri ortak bir kamusal altyapı olmalıdır

Veri meselesi, verilerin toplanmasının ötesinde erişim ve kullanımla da ilgilidir. Birçok belediye için sorun veri eksikliği değildi. Bu belediyelerin ihtiyacı, hâlihazırda mevcut olan güvenilir verilere erişmek ve bu verileri karar alma süreçlerinde kullanılabilecek kanıtlara dönüştürebilen sistemlere sahip olmaktı.

Örneğin ulaşım kuruluşları, enerji dağıtım şirketleri ve diğer kuruluşlar, yerel iklim planlaması açısından temel bilgiler sağlayan veri setlerine çoğu zaman sahiptir. Ancak bu verilere erişim genellikle sınırlıdır; özellikle ulaşım verileri, birçok belediye için elde edilmesi en zor veriler arasındadır. Veriye ulaşmak için harcanan vakit çoğu zaman analizin kendisinden daha fazladır. Bu da verilerin stratejileri destekleyecek kanıtlara dönüştürülmesine ayrılabilecek zamanı azaltmaktadır.

Diğer veri eksikliklerinin adil dönüşüm üzerinde doğrudan etkileri vardır. Enerji yoksulluğu, engellilik, göç ve gelirle ilgili veriler, kısmen merkezi sosyal hizmet kayıtlarına erişimde uygulanan veri koruma kuralları nedeniyle, mahalle ölçeğinde çoğu zaman mevcut değildir. Bu durum, en kırılgan toplulukların belirlenmesini ve yerel koşullara karşılık veren uyum önlemlerinin tasarlanmasını zorlaştırmaktadır.

Belediyeler, bu sorunların her belediye tarafından ayrı ayrı ele alınmasından ziyade ulusal düzeyde çözülmesinin daha etkili olacağını tekrar tekrar vurguladı. Ortak protokollere, raporlama standartlarına ve iş birliğine dayalı bir açık veri sistemi; verilerin erişilebilirliğini artırabilir, veri sahipliğini netleştirebilir ve farklı ölçeklerdeki belediyelerin sistemleri arasındaki uyumu güçlendirebilir. İdeal olarak bu standartlar, uluslararası raporlama çerçeveleriyle uyumlu olmalıdır. Böylece bir belediye, her yeni platform ve çerçeve için aynı verileri yeniden hazırlamak yerine, verilerini bir kez toplayarak birden fazla raporlama sürecinde kullanabilir.

Küresel hedeflerin ötesinde, şehirlerin uygulamayı mümkün kılan koşullara ihtiyacı var

Ankara’dan yükselen çağrı, yeni iklim planları hazırlanmasına değil, şehirlerin hâlihazırda sahip olduğu planları uygulayabilecek araçlara ve imkânlara yönelikti. Bir planı eyleme dönüştüren unsurlar; belediyenin onu uygulama kapasitesi, uygulamaya yön verecek veriler ve yatırımları gerçekleştirecek finansmandır.

Çelik şöyle ifade etti: “Şehirler deneyimlerini karşılaştırabildiğinde, tam da bu tür uygulama soruları görünür hâle geliyor. Belediyeler doğal olarak farklı çözümler bulacaktır fakat aynı ulusal çerçeve içinde çalıştıkları için bir belediyenin belirli bir alandaki deneyimi, başka bir belediyenin farklı bir alandaki sorusuna yanıt verebilir. Bu deneyimler birlikte değerlendirildiğinde ise iklim eyleminin hayata geçirilmesini kolaylaştıran ortak koşullar ortaya çıkabilir.”

COP31, bu çıkarımların aciliyetini artırıyor ancak bunların önemi tek bir konferansın çok ötesine uzanıyor. Ulusal düzeydeki ve Avrupa düzeyindeki iklim hedeflerinin ölçülebilir değişime dönüşebilmesi için şehirlerin, ulaşmaya çalışacakları hedeflerden daha fazlasına ihtiyacı vardır. Bu hedefleri hayata geçirmelerini sağlayacak kurumsal koşullara ihtiyaç duymaktadırlar.

Marmara Belediyeler Birliği liderliğinde yürütülen Türkiye İklim Nötr Şehirler Ağı (İNŞA) hakkında daha fazla bilgi edinmek için İNŞA proje sayfasını ziyaret edebilirsiniz.