06.11.2026

Yerelden COP31'e: Kentlerin İklim Gündemi

Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 konferansına doğru 10 büyükşehir belediyesiyle gerçekleştirilen mülakatlar yerel yönetimlerin deneyimlerini, karşılaştıkları güçlükleri ve konferanstan beklentilerini ortaya koyuyor, küresel iklim hedeflerinin kentlerde nasıl karşılık bulduğunu görünür kılarak COP31 tartışmalarına yerelden bir katkı sunuyor.

Belediyeler:

 

ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarını kurumsal bir yaklaşımla 2021 yılında başlatarak sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum hedeflerini belediyecilik hizmetlerine entegre etmiştir. Bu kapsamda ilk olarak “Ankara İli Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı” hazırlanmış; planın temelini oluşturan sera gazı emisyon envanteri ve iklim risk analizleri tamamlanmıştır. Envanter çalışması sonucunda Ankara’nın emisyon profili ortaya konmuş, azaltım ve uyum hedefleri uluslararası metodolojilere uygun şekilde belirlenmiştir.

ABB, aynı dönemde İklim ve Enerji için Belediye Başkanları Küresel Sözleşmesi (gCOM) üyelik işlemlerini tamamlayarak “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) hazırlıklarını da başlatarak enerji, ulaşım, binalar ve atık sektörlerinde sera gazı azaltım hedeflerini ortaya koymuş; 2030 yılına yönelik somut uygulama adımları geliştirmiştir. Ayrıca planların uygulanmasını izlemek amacıyla performans izleme ve güncelleme mekanizmaları oluşturulmuştur.

Bu sürecin devamında ABB, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) iş birliğiyle “Yeşil Şehir Eylem Planı” çalışmalarını yürütmüş ve 2021 yılında başlayan süreç 2024 yılında tamamlanmıştır. Plan kapsamında hava kalitesi, su yönetimi, atık yönetimi, enerji verimliliği, sürdürülebilir ulaşım, yeşil alanlar ve iklim dirençliliği gibi öncelikli alanlarda 28 stratejik eylem belirlenmiştir. Böylece Ankara’nın çevresel sorunlarına yönelik yatırım öncelikleri belirlenmiş ve uluslararası finansman kaynaklarına erişim kapasitesi güçlendirilmiştir.

Planlama çalışmalarının yanı sıra elektrikli otobüs uygulamaları, bisiklet ve sürdürülebilir ulaşım projeleri, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği uygulamaları, yeşil alanların artırılması, su kaynaklarının korunması, atık yönetiminin geliştirilmesi ve hava kalitesinin iyileştirilmesi gibi çok sayıda proje eş zamanlı olarak hayata geçirilmektedir. Son yıllarda iklim finansmanı, uluslararası proje ortaklıkları ve taraflar toplantısı (Conference of the Parties-COP) süreçlerine hazırlık çalışmaları da ABB’nin iklim yönetişimi yaklaşımının önemli bileşenleri hâline gelmiştir. Böylece Ankara Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğiyle mücadelede planlama, uygulama ve finansmanı bütüncül şekilde ele alan, ulusal ve uluslararası standartlarla uyumlu bir yerel yönetim modeli oluşturma yönünde önemli bir kurumsal dönüşüm gerçekleştirmiştir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi iklim değişikliğiyle mücadele, çevresel şeffaflığın artırılması ve sürdürülebilirlik hedeflerinin izlenmesi amacıyla ulusal ve uluslararası raporlama süreçlerini de kapsamlı ve sistematik bir şekilde yürütmektedir. 2025 yılı beyanları sonucunda ABB, Karbon Saydamlık Projesi (Carbon Disclosure Project-CDP) değerlendirmesinde en yüksek seviye olan “A” (A-List) skorunu alarak, iklim değişikliğiyle mücadele, çevresel risklerin yönetimi ve şeffaf raporlama alanlarında uluslararası düzeyde lider yerel yönetimler arasında yer almıştır. Ayrıca, Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yürütülen “Tek Dünya Kentleri Yarışması”nın (One Planet City Challenge – OPCC) Türkiye ulusal kazananı da ABB olmuştur. İlaveten, Boğaziçi Üniversitesi tarafından her sene ulusal düzeyde düzenlenen “Boğaziçi Çevre Ödülleri” kapsamında “Yılın Çevreci Yerel Yönetimi” kategorisinde de birinciliğe layık görülmüştür.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

Ankara Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmalarını yürütürken öncelikle finansman, kurumsal koordinasyon ve teknik kapasite alanlarında zorluklarla karşılaşmaktadır. Büyük ölçekli ulaşım, enerji verimliliği, yeşil altyapı ve su yönetimi projeleri önemli mali kaynak gerektirirken, uluslararası iklim fonlarına erişim de kapsamlı proje hazırlığı ve eş finansman şartları nedeniyle zaman almaktadır. Bunun yanında, iklim çalışmalarının birçok kurumun sorumluluğunda olması, merkezi idare, mahalli idareler ve diğer paydaşlarla güçlü koordinasyonu zorunlu kılmaktadır. Emisyon envanteri, hava kalitesi ve iklim risk analizleri için güvenilir veri temini ile izleme sistemlerinin geliştirilmesi de önemli bir ihtiyaçtır. Hızlı kentleşme, aşırı hava olayları ve kuraklık gibi etkiler mevcut altyapı üzerinde ilave baskı oluştururken, vatandaşların sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını benimsemesi için farkındalık çalışmalarının sürekli devam etmesi gerekmektedir. Bu güçlüklerin aşılabilmesi; ulusal ve uluslararası finans kaynaklarının etkin kullanılması, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi, teknik kapasitenin artırılması ve veri temelli karar alma süreçlerinin yaygınlaştırılmasıyla mümkün olacağından iş birlikleri ve ortak çalışma yeteneğinin olmaması konularında güçlükler çekilmektedir.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak COP31’i, iklim değişikliğiyle mücadelede yerel yönetimlerin rolünü güçlendirecek tarihi bir fırsat olarak görüyoruz. İklim krizinin etkileri kentlerde yoğun şekilde hissedilmekte; çözümün önemli bir kısmı da yerel ölçekte geliştirilen politika ve uygulamalardan geçmektedir. Bu nedenle COP31’in, şehirlerin deneyimlerini paylaşabildiği, uluslararası iş birliklerinin geliştirildiği ve iklim finansmanına erişimin kolaylaştırıldığı, somut sonuçlar üreten bir platform olmasını bekliyoruz.

Yerel yönetimlerin iklim hedeflerine ulaşabilmesi için teknik kapasite geliştirme, bilgi paylaşımı ve doğrudan finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. COP31’in, merkezi yönetim, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar, özel sektör ve sivil toplum arasında güçlü iş birlikleri oluşturmasını; uygulanabilir, kapsayıcı ve ölçülebilir kararlarla kentlerin iklim dirençliliğine somut katkılar sunmasını temenni ediyoruz.

ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

Küresel iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilirlik ilkeleri, yerel yönetimlerin yönetsel yapılarını ve stratejik önceliklerini yeniden şekillendirmektedir. Antalya Büyükşehir Belediyesi (Antalya BŞB), kent ölçeğinde iklim değişikliğine uyum, sera gazı emisyonlarının azaltılması, sıfır atık yönetiminin yaygınlaştırılması ve enerji verimliliği amacıyla kurumsal kapasitesini dönüştüren öncü yerel yönetimlerden biridir. Bu dönüşümün idari temelini, Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 18.05.2022 tarihli ve 495 sayılı kararıyla kurulan İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı oluşturmaktadır.

Antalya BŞB’nin yerel iklim eylemi çalışmalarının önemli bir boyutunu; kurumsal yapı ve stratejik planlama oluşturmaktadır. Belediye bünyesinde iklim eylemlerinden doğrudan sorumlu birimler arasında İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı; İklim Değişikliği Şube Müdürlüğü, Temiz Enerji Şube Müdürlüğü ile Sıfır Atık ve Çevre Eğitim Şube Müdürlüğü yer almaktadır. Stratejik planlama anlamında ise kentin iklim eylemine yön verecek yol haritasının, 2022 yılında hazırlanan Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) ile belirlendiği ifade edilebilir.

Antalya BŞB’nin iklim alanındaki güncel çalışmaların bir kısmı su konusuna odaklanmaktadır. Bu kapsamda; 04.05.2023 tarihli Cumhurbaşkanlığı Genelgesi doğrultusunda “Binalarda Su Verimliliği Hedefi ve Uygulama Kılavuzu” ile “Binalarda Su Verimliliği Sistem Kurulumu Talimatı” kapsamında gerekli çalışmalar yürütülmekte ve üçer aylık dönemler halinde düzenli raporlama yapılmaktadır.

Uluslararası projeler ve finansman mekanizmaları da Antalya BŞB’nin iklim eylemi alanındaki çalışmalarında belirleyici ve yönlendirici bir rol oynamaktadır. Belediyemiz, küresel iklim ağları ve hibe programlarıyla entegrasyonu sağlayan çok sayıda projeyi hayata geçirmektedir:

  • CLIMAAX Projesi: Horizon Europe kapsamında sağlanan 146 bin Avro hibe desteğiyle kentsel ısı adası etkisini azaltmaya yönelik veri tabanlı analizler ve iklim uyum stratejileri geliştirilmektedir.
  • Twin Cities (İkiz Şehirler) Programı: Net Zero Cities bünyesinde Romanya‘nın Bükreş Belediyesi ile eşleşen Antalya BŞB, net sıfır hedefleri doğrultusunda bilgi ve deneyim paylaşımı yürütmektedir.
  • Green Missions for Climate Finance (GM4Finance): Litvanya Büyükelçiliği desteğiyle yürütülen proje, yerel yönetimlerin iklim finansmanına erişim kapasitelerini güçlendirmeyi hedeflemektedir.
  • Türkiye‘de Yerel İklim Eylemi İçin AB Ortaklığı Projesi: Avrupa Birliği’nin (AB) finansal desteğiyle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen ve yararlanıcısı İklim Değişikliği Başkanlığı olan uluslararası proje kapsamında pilot seçilen altı ilden biri olan Antalya için Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı (YİDEP) hazırlık çalışmaları, Belediyemizin de desteğiyle sürdürülmektedir.

Yerel katılım, kapasite geliştirme ve şeffaflık da Belediyemizin iklim eylemi alanındaki çalışmalarının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Toplumsal farkındalığı ve kurumsal uzmanlığı artırmak amacıyla yerel ölçekte de kapsamlı adımlar atılmaktadır. Türkiye Ormancılar Derneği iş birliğiyle orman köylerinde orman yangınlarının önlenmesine yönelik bilgilendirmeler yapılmaktadır. Kurumsal kapasite geliştirme kapsamında ise Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) 2025 Yılı Teknik Destek Programı bünyesindeki “İklim Dostu Antalya İçin Yol Haritamız: Ölç, Öğren, Yönet” projesiyle sera gazı emisyon yönetimi eğitimleri alınmış ve Belediye Ana Hizmet Binası’nın sera gazı envanteri hazırlanmıştır. Şeffaflık boyutu ise 2023’te başlayan “Yarınlarda Biz Varız” çalışmasıyla desteklenmekte; çevre ve iklim faaliyetleri her yıl derlenerek kitaplaştırılmakta ve kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum projelerini ilerletirken karşılaşılan en temel güçlük, kent genelini kapsayan doğru ve güncel verilerin toplanmasıdır. Antalya genelindeki kamu kurumları, özel sektör ve ilgili hizmet alanlarından doğru temel verilerin zamanında iletilmesi; sera gazı envanterleri ile uyum stratejilerinin sağlıklı biçimde hazırlanması açısından kritik bir zorunluluktur.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

Paydaş analizi ve kurumlar arası uyum da güçlükler kapsamında vurgulanması gereken önemli hususlar arasındadır. Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı (YİDEP), Antalya Büyükşehir Belediyesi koordinasyonunda hazırlansa da yalnızca belediyenin yetki alanını değil, tüm ilin ekosistemini ve aktörlerini kapsayan eylemler içermektedir. Bu geniş kapsam, projelendirme süreçlerinde etkili bir paydaş analizini ve güçlü bir kurumlar arası iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Veri akışındaki aksamalar, bütüncül planlamanın önündeki en büyük engeldir.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca hazırlanan İklim Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca Valilik koordinasyonunda oluşturulacak yeni bir yönetişim yapısı olan İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu (İl İDKK), bu veri elde etme ve yönetişim sorunlarının çözümünde kilit role sahip olacaktır. İl İDKK’nın, Antalya genelinde kamu ve özel sektör verilerinin entegrasyonunu kolaylaştırarak kent ölçeğindeki iklim eylemlerinin kararlılıkla uygulanmasına zemin hazırlaması beklenmektedir.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

9–20 Kasım 2026 tarihlerinde şehrimizde gerçekleştirilecek olan COP31’e ev sahipliği yapmak, Antalya açısından önemli bir sorumluluk ve fırsattır. Sürecin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İklim Değişikliği Başkanlığı koordinasyonunda yürütüldüğünün bilinciyle, ev sahibi şehir yönetimi olarak konferanstan beklentilerimizi aşağıdaki başlıklar altında özetleyebiliriz.

  • Yerel yönetimlerin iklim eyleminin görünürlüğü: Ulusal katkı beyanlarının (Nationally Determined Contributios-NDC) saha karşılığı, büyük ölçüde belediyeler eliyle hayata geçmektedir. COP31’in, çok düzeyli yönetişimi (multilevel governance) güçlendiren ve yerel yönetimleri muhatap kabul eden çıktılar üretmesi en temel beklentimizdir.
  • Akdeniz havzasına özgü uyum gündemi: Antalya; kuraklık, orman yangınları, deniz suyu sıcaklıklarındaki artış ve turizm sezonunda yoğunlaşan aşırı sıcak dalgaları gibi risklerin somut olarak gözlendiği bir Akdeniz şehridir. Konferansın uyum (adaptation) başlığında benzer profildeki şehirlere yol gösterecek somut çerçeveler ortaya koyması önem taşımaktadır.
  • Yerel yönetimlere yönelik iklim finansmanı: Belediyelerin uyum ve azaltım projelerini ölçeklendirebilmesi için doğrudan erişilebilir finansman mekanizmalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu konunun COP31 müzakerelerinde gündemde tutulması, yalnızca Antalya için değil ülkemizdeki tüm yerel yönetimler için kazanım olacaktır.
  • Sıfır atık ve döngüsel ekonomi: Ülkemizin uluslararası alanda öne çıkardığı sıfır atık yaklaşımının COP31 platformunda görünürlüğünün pekişmesi, bu alanda saha çalışması yürüten belediyelerin uluslararası iş birliği ve bilgi paylaşımı imkânlarına erişimini kolaylaştıracaktır.
  • Antalya için kalıcı miras: Konferansın şehrimizde gerçekleşecek olması; sürdürülebilir ulaşım, yeşil alan planlaması, su yönetimi ve düşük karbonlu turizm gibi alanlarda Antalya’nın orta-uzun vadeli vizyonunun da uluslararası ölçekte görünür hâle gelmesi için bir fırsattır. Bu mirasın etkinlik sonrasında da sürdürülmesi önceliklerimiz arasında olacaktır.

Antalya BŞB, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Daire Başkanlığı, COP31 hazırlık süreci ile konferansın gerçekleştirilme sürecinin koordinasyonunu üstlenen kurumlarımıza her türlü desteği vermeye ve şehrimizin sahadaki çalışmalarını uluslararası camianın ilgisine sunmaya hazırdır.

BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

Bursa, sera gazı envanter hesabını yaparak azaltım ve uyum stratejilerini entegre bir biçimde geliştiren ulusal çaptaki öncü kentlerden biridir. 2014 yılı baz alınarak “Bursa Sera Gazı Envanteri ve İklim Değişikliği Eylem Planı” oluşturulmuştur. Bu sürecin uluslararası standartlara entegrasyonu amacıyla Temmuz 2016 tarihli belediye meclis kararı ile Avrupa Belediye Başkanları Sözleşmesi’ne (Covenant of Mayors) taraf olunmuş ve 2030 yılına kadar kişi başına düşen sera gazı emisyonlarını %40 oranında azaltma yönünde resmi taahhütte bulunulmuştur.

Başkanlar Sözleşmesi metodolojisine uygun olarak 2017 yılında emisyon envanteri güncellenmiş; kurum görüşmeleri ve çalıştaylar aracılığıyla geniş katılımlı “Bursa Sürdürülebilir Enerji ve İklim Değişikliği Uyum Planı” (SECAP) hazırlanmıştır. Plan kapsamında sera gazı emisyonun azaltılmasına yönelik olmak üzere;

  1. Kentin Fiziksel Gelişimi-Yapılı Çevre
  2. Sanayi ve Hizmetler
  3. Yenilenebilir Enerji
  4. Ulaşım
  5. Atık ve Atıksu Yönetim
  6. Tarım-Hayvan ve Ormancılık

olmak üzere 6 başlık altında azaltım önlemleri belirlenmiştir

2017-2023 arasındaki her yıl için Bursa Büyükşehir Belediyesinin (Bursa BŞB) kurumsal sera gazı envanteri ile Bursa kenti sera gazı envanteri hesaplama çalışmaları tamamlanmış olup, sonuçları yıllık “İzleme ve Değerlendirme Raporları” ile kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

Kentimizde iklim değişikliğine uyuma yönelik izleme ve değerlendirme konusunda en önemli sıkıntının veri yetersizliği olduğu tespit edilmiştir. İlgili kurumlarda konuya ilişkin gerçekçi, yeterli, izlenebilir veri bulunmadığı gibi kent ölçeğinde ortak bir veri tabanı da oluşturulamamıştır. Dolayısıyla, veriler izlenemediği için iklim değişikliğinin etkileri ve yapılan çalışmaların verimi ölçülememektedir. Beraberinde, az sayıda kurumda mevcut olan sınırlı sayıdaki verinin değişik formatlarda oluşturulduğu, veriye ulaşımın zor olduğu, paylaşıma açık olmadığı, farklı zaman aralıklarında raporlandığı, yayınlandığı, her kurumun verisinin büyük çoğunlukla kendi hizmet alanı için kullanıldığı, farklı kurumların kendi hizmet alanları için bu verilerden faydalanamadığı, elektronik ortamda veri arşivleme sisteminin nadir kullanıldığı, verilerin saklanamadığı, bu nedenle oluşturulan verilerin kalıcı olmadığı, kurumlarda veri ile nasıl bir yönetişim yapısının oluşturulacağının bilinmediği, bu sebeple eldeki veriden yeterince fayda sağlanamadığı hususları da tespit edilmiştir.

Bunun yanı sıra iklim değişikliği ile mücadele çok boyutlu ve karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle, merkezden yerele tüm kademelerdeki yönetim birimlerinin etkinlik ve katılımını gerektirmektedir. Etkin ve başarılı bir mücadele süreci, farklı kurum ve sektörler arasında sıkı bir iş birliği ve eşgüdümü gerektirmektedir. Aynı zamanda iklim değişikliğine karşı kenti dirençli hale getirmeye yönelik doğru stratejilerin belirlenmesi için kuraklık, sel, ısı adası etkisi gibi hava olaylarının farklı sektörlere olan etkilerinin bilinmesi ve izlenmesi gerekmektedir.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

COP31’in Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmesi, kentlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünü uluslararası düzeyde görünür kılmak açısından tarihî bir fırsattır. Bursa BŞB olarak temel mesajımız şudur: “Küresel iklim hedefleri, ancak kentlerde uygulanabilir, ölçülebilir ve adil sonuçlara dönüştürüldüğünde başarıya ulaşabilir”.

Bursa; güçlü sanayisi, verimli tarım alanları, zengin doğal varlıkları ve artan nüfusuyla iklim değişikliğinin çevresel, ekonomik ve sosyal etkilerini birlikte yönetmesi gereken kentlerden biridir. Bu nedenle iklim politikamızı yalnızca emisyon azaltımı üzerinden değil; iklim değişikliğine uyum, afetlere dirençlilik, döngüsel ekonomi, enerji ve kaynak verimliliği, doğa temelli çözümler ve adil dönüşüm ekseninde ele alıyoruz. Bursa Sürdürülebilir Enerji ve İklim Değişikliği Uyum Planı, Yeşil Şehir Eylem Planı, yenilenebilir enerji yatırımları, sıfır atık ve entegre atık yönetimi uygulamaları ile su kaynaklarının ve doğal alanların korunmasına yönelik çalışmalarımız, bu bütüncül yaklaşımın temel bileşenlerini oluşturmaktadır.

COP31’den öncelikli beklentimiz; yerel yönetimlerin yalnızca uygulayıcı değil, iklim politikalarının oluşturulması ve karar alma süreçlerinde etkin bir aktör olarak kabul edilmesidir. Ulusal hedeflerin kent ölçeğine uyarlanmasını, merkezi ve yerel yönetimler arasında güçlü bir yönetişim mekanizması kurulmasını, belediyelerin uluslararası iklim finansmanına erişiminin kolaylaştırılmasını ve teknik kapasitelerinin desteklenmesini önemsiyoruz.

COP31’in hedeflerin tekrarlandığı bir toplantının ötesine geçerek finansmanın, teknolojinin ve uygulama kapasitesinin yerelle buluştuğu bir “uygulama COP’u” olmasını bekliyoruz. Bursa BŞB, bilimsel veriye dayalı politikaları, bölgesel iş birliğini ve adil dönüşümü esas alan yaklaşımıyla ulusal iklim hedeflerine güçlü katkı sunmaya hazırdır.

DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir öngörü değil; kuraklık, aşırı sıcaklıklar, su stresi, biyoçeşitlilik kaybı ve afet riskleriyle kentlerin gündelik yaşamını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir gerçekliktir. Diyarbakır da bu etkileri en yoğun hisseden kentlerden birisi. Bu nedenle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (Diyarbakır BŞB), iklim politikalarını yalnızca sera gazı emisyonlarının azaltılması ekseninde değil, aynı zamanda kentin iklim değişikliğine uyum kapasitesini artıracak bütüncül bir dönüşüm süreci olarak ele almaktadır.

İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Daire Başkanlığı 2023 yılında kurulmuş olmasa da 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından göreve gelen yeni belediye yönetimiyle birlikte iklim politikaları kurumsal öncelikler arasında yeniden ele alınmıştır. Bu kapsamda ilgili daire başkanlığının teknik ve kurumsal kapasitesi güçlendirilmiş; iklim politikaları yalnızca çevre hizmetleri kapsamında değil, ekolojik yaklaşımı esas alan bütüncül bir yönetim anlayışı ile yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. Benimsediğimiz ekolojik yaklaşım; doğa ile toplum arasındaki karşılıklı ilişkiyi gözeten, doğal varlıkların korunmasını, su varlıklarının sürdürülebilir yönetimini, biyoçeşitliliğin desteklenmesini, yerel bilgi ve deneyimden beslenen, toplumun katılımını esas alan politikaların geliştirilmesini ifade etmektedir. Bu anlayış çerçevesinde kentsel planlama, su yönetimi, biyoçeşitliliğin korunması, üretim ve tüketim alışkanlıklarının ekolojik dönüşümü ile toplumsal farkındalık çalışmalarını birbirini tamamlayan politikalar olarak değerlendiriyoruz.

İklim değişikliğiyle ilgili çalışmalar kapsamında Diyarbakır’ın “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) tamamlanmış olup plan kapsamında; sera gazı envanteri, iklim risk ve kırılganlık analizleri ile emisyon azaltımı ve iklim değişikliğine uyum eylemleri belirlenmiştir. Planın uygulanmasıyla birlikte izleme ve değerlendirme süreçlerinin hayata geçirilmesine yönelik çalışmalara da başlanmıştır. Özellikle kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve su varlıkları üzerindeki baskıya karşı kentin uyum kapasitesinin güçlendirilmesi temel önceliklerden birisi olarak kabul edilmektedir.

Yürütülmekte olan diğer çalışmalar arasında; sıfır atık sisteminin geliştirilmesi, su verimliliğini artıran uygulamaların yaygınlaştırılması, belediye hizmet binalarında su tasarrufu sağlayan ekipmanların kullanımı, biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik çalışmalar ve doğal alanların güçlendirilmesi yer alamaktadır. “Agroekoloji İklim Okulu” yerleşkemiz ise özellikle çocukları, gençleri ve kadınları doğayla buluşturan uygulamalı bir öğrenme alanı olmanın yanı sıra yerel tohumların korunması ve çoğaltılması, kompost üretimi, yağmur suyu hasadı, yenilenebilir enerji uygulamaları ve agroekolojik üretimin bir arada yürütüldüğü uygulamalı bir ekolojik yaşam alanı olarak faaliyet göstermektedir.

İklim krizinin yalnızca teknik çözümlerle yönetilemeyeceğini düşündüğümüzden üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası ağlarla iş birliklerini geliştirmeye önem veriyoruz. Ulusal ve uluslararası fon programlarına yönelik geliştirilen projelerle kurumsal kapasitenin güçlendirilmesini hedefliyoruz. Diyarbakır’ın iklim değişikliğine karşı dirençliliğini artırma hedefi doğrultusunda çalışmaları önemsiyor ve önceliklendiriyoruz. Diyarbakır BŞB için iklim politikası yalnızca çevreyi korumaya yönelik teknik uygulamalardan ibaret değil; suya erişimi güvence altına alan, doğal varlıkları koruyan, ekolojik dengeyi gözeten, toplumsal dayanıklılığı artıran ve yaşam kalitesini yükselten bütüncül bir yerel yönetim anlayışının temel unsurlarından biridir.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

İklim değişikliğinin etkileri her geçen yıl daha görünür hâle gelirken, yerel yönetimlerin bu etkilerle mücadele edebilmesi için ihtiyaç duyduğu yetki, kaynak ve kurumsal kapasite aynı hızda güçlenmemektedir. Oysa iklim eylemlerinin başarıya ulaşması; uzun vadeli planlama, güçlü teknik altyapı, nitelikli insan kaynağı ve sürdürülebilir finansman gerektirmektedir.

Karşılaştığımız en önemli güçlüklerden biri, uluslararası iklim finansmanına doğrudan erişimin sınırlı olmasıdır. Belediyeler iklim krizinin etkilerini sahada yönetmekle yükümlü olmalarına rağmen, finansman mekanizmalarının önemli bir bölümü merkezi yönetimler üzerinden işlemektedir. Bu durum, yerel ihtiyaçlara hızlı ve etkili çözümler geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. Bunun yanında teknik kapasitenin güçlendirilmesi, nitelikli insan kaynağının artırılması, güvenilir veri üretimi ve kurumlar arası koordinasyonun geliştirilmesi de iklim projelerinin uygulanmasını etkileyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.

İklim değişikliği; su yönetiminden tarıma, biyoçeşitliliğin korunmasından afet risklerinin azaltılmasına kadar birçok alanı birlikte etkileyen çok boyutlu bir krizdir. Bu nedenle iklim politikalarının başarısı yalnızca belediyelerin çabalarına bağlı değildir. Güçlü bir yasal çerçeve, sürdürülebilir finansman mekanizmaları, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında etkin iş birliği ve yerel yönetimlerin uluslararası iklim finansmanına daha doğrudan erişebilmesi, iklim eylemlerinin etkisini artıracak temel koşullardır.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

İklim zirveleri her yıl daha iddialı hedefler ortaya koyuyor ancak küresel emisyonlar artmaya, iklim krizinin etkileri ise ağırlaşmaya devam ediyor. Bu durum, COP süreçlerinin yalnızca yeni taahhütler üretmek yerine, alınan kararların uygulanmasını sağlayacak güçlü mekanizmalar oluşturması gerektiğini gösteriyor. COP31’in en önemli sınavı da bu olacaktır.

Yerel yönetimler, iklim krizinin etkilerini doğrudan yaşayan ve çözümü sahada hayata geçirmesi beklenen aktörlerdir. Buna rağmen uluslararası müzakere süreçlerinde yeterince temsil edilmemekte, iklim finansmanına erişimleri ise sınırlı kalmaktadır. Bir taraftan belediyelerden daha fazla sorumluluk üstlenmeleri beklenirken, diğer taraftan bu sorumluluğu yerine getirebilecek mali ve kurumsal olanaklar aynı ölçüde güçlendirilmemektedir.

COP31’den beklentimiz; önceki taahhütlerin uygulanmasına yönelik hesap verebilir mekanizmaların güçlendirilmesi, yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması ve iklim finansmanına erişimlerinin kolaylaştırılmasıdır. Bununla birlikte, iklim adaletini esas alan bir yaklaşımın güçlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. İklim krizinden en fazla etkilenen yerel toplulukların, kırılgan grupların ve de kentlerin ihtiyaçlarının politika ve finansman mekanizmalarının merkezine alınması; dezavantajlı kesim ve gruplar ile kırılganlığı yüksek kentlerin karar alma süreçlerine anlamlı ve etkin katılımının güvence altına alınması gerekmektedir. Yerel bilgi, deneyim ve ihtiyaçları dikkate almayan iklim politikalarının sahada kalıcı ve kapsayıcı sonuçlar üretmesi mümkün değildir. COP süreçleri ancak bu anlayışla, müzakere platformlarının ötesine geçerek gerçek ve adil bir dönüşümün aracı olabilir.

ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

Eskişehir, son yıllarda iklim değişikliğinin etkilerini en somut şekilde yaşayan şehirlerden biri hâline geldi. Porsuk ve Sakarya havzalarında artan kuraklık ve su güvenliği riski, 2023 yılında Türkiye sıcaklık rekorunun Sarıcakaya’da ölçülen 49,5°C ile kırılması ve sıklaşan orman yangınları, iklim değişikliğinin Eskişehir için geleceğe ilişkin bir senaryo olmaktan çıkıp bugün yönetilmesi gereken bir gerçeklik olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ayşe Ünlüce’nin liderliğinde, iklim mücadelesini belediyeciliğin temel önceliklerinden biri ve kentin geleceğini şekillendiren stratejik bir kalkınma konusu olarak ele alıyoruz.

İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda yapılan çalışmalar ile sera gazı emisyon envanteri hazırlanarak iklim risk ve kırılganlık analizlerini de içeren “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) tamamlanmıştır. Başkanlar Sözleşmesi (CoM) kapsamındaki 2030 yılına kadar %40 azaltım taahhüdünün de üzerine çıkarak 2030 yılı için %55 emisyon azaltımı ve 2050 yılı için net sıfır emisyon hedefi benimsenmiştir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) desteğiyle ve Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) ile ortak proje olarak Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) risk yaklaşımına esas olarak 1×1 km mekânsal çözünürlükte kuraklık, aşırı sıcaklık, taşkın ve orman yangını risk haritaları hazırlanmış bunun yanı sıra üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün katkılarıyla İklim Eylem Merkezi hayata geçirilmiştir.

Bu stratejiler somut uygulamalarla da desteklenmektedir. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nde (Eskişehir BŞB) ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi uygulanmakta ve belediye hizmet binalarında enerji etütleri gerçekleştirilmektedir. 1.927 kW kurulu güce sahip güneş enerjisi santralleri ile yenilenebilir enerji kullanımı artırılırken, Entegre Katı Atık Dönüşüm ve Enerji Üretim Tesisi’nde 2025 yılında 61.750 MWh elektrik enerjisi üretilerek atıklar enerjiye dönüştürülmüştür. Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda su verimliliği yönetim sistemini uygulamakta olan Eskişehir BŞB; perlatörler, yağmur suyu hasadı ve yağmur suyu toplama sistemleriyle su tüketimini azaltırken, belediye hizmet binaları için Mavi Su Verimliliği Belgesi başvurularını da sürdürmektedir.

Döngüsel ekonomi kapsamında Türkiye’de kamu tarafından kurulan ilk çevre lisanslı İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Geri Kazanım Tesisi, Eskişehir BŞB tarafından işletilmektedir.

Tesiste 2025 yılında 221 bin ton, 2026 yılının ilk 6 ayında ise 58 bin tona yakın inşaat ve yıkıntı atığı geri kazanılarak ekonomiye kazandırılmış; bu sayede 2025 yılında yaklaşık 19 milyon TL, 2026 yılının ilk 6 ayında ise yaklaşık 30 milyon TL tasarruf sağlanmıştır.

Düşük karbonlu ulaşım, belediyenin öncelikli uygulama alanlarından birisi olarak kabul edilmektedir. Hali hazırda 55 km’lik tramvay ağı ile toplu taşımayı teşvik ederek kent içi ulaşım kaynaklı emisyonların azaltılmasına önemli katkı sağlanmaktadır.

Eskişehir BŞB, iklim eylemini uluslararası iş birlikleriyle de güçlendirmektedir. NetZeroCities, Mission Adaptation, Karbon Saydamlık Projesi (CDP) (2025 B skoru), Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler (ICLEI) ve MedCities gibi uluslararası ağlarda aktif rol almaktadır. Haziran 2026’da düzenlenen Uluslararası Eskişehir İklim Değişikliği ve Çevre Sempozyumu ile ulusal ve uluslararası paydaşlar Eskişehir’de buluşmuşlardır.

Vatandaş katılımının etkisini de ölçen Eskişehir’de 1.404 kişiyle gerçekleştirilen araştırma sonuçlarına göre iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine inananların oranı %93’ten %95’e, Eskişehir’in iklim riskleriyle karşı karşıya olduğuna ilişkin farkındalık oranı ise %76’dan %84’e yükselmiştir. Bugün en önemli kazanımın veriye dayalı karar alma kültürünü kurumsal yapının kalıcı bir parçası hâline getirilmiş olmasını söylemek mümkün. Bu doğrultuda SECAP İzleme Raporu çalışmaları sürdürülerek iklim eylemleri düzenli olarak değerlendirilmekte ve sürekli olarak geliştirilmektedir.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

İklim değişikliğiyle mücadelede karşılaşılan en önemli güçlük, bu sürecin tek bir kurumun ya da tek bir birimin sorumluluğunda yürütülemeyecek kadar çok boyutlu olmasıdır. Enerji, ulaşım, su yönetimi, atık yönetimi, şehir planlaması, tarım ve afet yönetimi gibi birçok alanın eş zamanlı ve koordineli çalışmasını gerektiren bu dönüşüm, Eskişehir özelinde Porsuk ve Sakarya havzalarındaki kuraklık baskısı ile artan aşırı sıcaklık riski nedeniyle daha da kritik hâle gelmektedir. 

Bu çok paydaşlı yapıyı güçlendirmek amacıyla, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ayşe Ünlüce’nin öncülüğünde, ilgili daire başkanlıklarının uzman personelinin katılımıyla İklim Değişikliği ve Enerji Yönetimi Komisyonu, Enerji Verimliliği Komisyonu ve Su Verimliliği Komisyonu oluşturulmuştur. Bu komisyonlar, iklim politikalarının kurum genelinde koordinasyon içinde yürütülmesine ve karar alma süreçlerinin güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır.

Bir diğer önemli güçlük ise iklim finansmanına erişimdir. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, dirençli altyapı, su verimliliği ve döngüsel ekonomi yatırımları yüksek maliyetli ve uzun vadeli yatırımlardır. Bu nedenle yerel yönetimlerin ulusal ve uluslararası finansman kaynaklarına erişiminin artırılması, teknik kapasitenin geliştirilmesi ve iyi uygulamaların yaygınlaştırılması büyük önem taşımaktadır.

Bunun yanında doğru veri üretmek, uygulamaların etkisini düzenli olarak izlemek ve vatandaş katılımını güçlendirmek de dönüşümün vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu doğrultuda SECAP İzleme Raporu çalışmaları sürdürülmekte; üniversiteler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası şehir ağlarıyla iş birliği geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Deneyimlerimiz sonucunda, başarılı bir iklim dönüşümünün; güçlü yönetişim, sürdürülebilir finansman, bilimsel veri ve toplumsal katılımın birlikte sağlanmasıyla mümkün olacağını düşünüyoruz.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması, ülkemiz ve şehirlerimiz için tarihi bir fırsattır. İklim değişikliğinin etkileri en somut şekilde şehirlerde hissediliyor, çözümün önemli bir bölümü de yerel yönetimlerin geliştirdiği politika ve uygulamalarla hayata geçiyor. Bu nedenle COP31’in, yerel yönetimlerin yalnızca uygulayıcı değil; çözüm üreten, politika geliştiren ve küresel iklim yönetişimine katkı sunan aktörler olarak daha güçlü temsil edildiği bir platform olmasını temenni ediyoruz.

Bu çerçevede; Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak Belediye Başkanımız Sayın Ayşe Ünlüce’nin vizyonu doğrultusunda uluslararası iş birliklerini iklim politikamızın merkezine koyuyoruz. Başkanlar Sözleşmesi, Avrupa Birliği İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu, Avrupa İklim Uyum Misyonu, NetZeroCities, Karbon Saydamlık Projesi ve diğer uluslararası ağlar aracılığıyla edindiğimiz deneyimi kentimize taşımaya devam ediyoruz. Haziran 2026’da düzenlediğimiz Uluslararası Eskişehir İklim Değişikliği ve Çevre Sempozyumu da COP31 öncesinde Türkiye şehirlerinin bilgi ve deneyim paylaşımına katkı sunan önemli bir platform olmuştur.

COP31’den beklentimiz; iklim finansmanına erişimin kolaylaştırılması, teknoloji ve bilgi transferinin güçlendirilmesi, iyi uygulama örneklerinin paylaşılması ve şehirler arasında iş birliğini artıracak mekanizmaların geliştirilmesidir. İklim krizinin çözümünde rekabetten çok dayanışmanın değerli olduğuna inanıyoruz. Şehirlerin birbirinden öğrenmesi ve ortak hareket etmesi hem Türkiye’nin hem de dünyanın iklim hedeflerine ulaşmasını hızlandıracaktır. COP31’in yerel yönetimlerin küresel iklim yönetişiminde daha güçlü rol üstlendiği kalıcı bir dönüm noktası olmasını diliyoruz.

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) olarak iklim değişikliğini yalnızca çevresel bir sorun değil; kentin ekonomik, sosyal ve mekânsal geleceğini doğrudan etkileyen stratejik bir konu olarak ele alıyoruz. Bu dönüşümün önemli kilometre taşlarından biri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun 2019 yılında Kopenhag’da düzenlenen C40 Dünya Belediye Başkanları Zirvesi’nde “Deadline 2020” taahhüdünü imzalaması oldu. Bu taahhütle İstanbul, bilim temelli hedefler doğrultusunda iklim nötr ve dirençli bir kent olma vizyonunu ortaya koydu ve iklim eylemlerini belediyenin temel önceliklerinden biri haline getirdi.

İBB’de iklim değişikliği çalışmaları ilk olarak Çevre Koruma Müdürlüğü bünyesinde yürütülmeye başlandı. Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi amacıyla 2022 yılında, İklim Değişikliği Şube Müdürlüğü kuruldu ve iklim değişikliğiyle mücadele ile uyum çalışmaları daha bütüncül ve koordineli bir yapıyla yürütülmeye başlandı.

Çalışmalar kapsamında ilk olarak İstanbul’un Şehir Sera Gazı Emisyon Envanteri güncellendi ve iklim politikalarının bilimsel veriler üzerine inşa edilmesi sağlanmış oldu. Bu vizyon doğrultusunda, 2021 yılında İBB tarafından “İklim Değişikliği Eylem Planı” revize edilerek, kentin sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum hedefleri güçlendirildi. Sonrasında 2023 yılında “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) hazırlanarak İstanbul’da en yüksek sera gazı emisyonu payına sahip olan enerji sektörüne dair gerekli eylemler detaylandırılmıştır.

Avrupa Birliği’nin (AB) “NetZeroCities: İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu” kapsamında seçilen öncü şehirlerden biri olarak İstanbul’un “İklim Şehir Sözleşmesi” (Climate City Contract) hazırlanarak, 2030 yılı iklim nötrlüğü yol haritası oluşturulmuştur. Yürütülen bu çalışmalar sonucunda, İstanbul İklim Şehir Sözleşmesinin AB Komisyonu tarafından onaylanmasıyla, AB Şehirler Misyonu Etiketi de alınarak, İstanbul’un “Misyon Şehir” unvanı da tescillenmiştir. Ayrıca Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) desteğiyle hazırlanan “Yeşil Şehir Eylem Planı” (GCAP) ile enerji, ulaşım, binalar, atık yönetimi, su ve doğa temelli çözümler başta olmak üzere öncelikli yatırım ve politika eylemleri belirlenmiştir.

İBB, iklim eylemlerinin etkin şekilde uygulanabilmesi için ölçme ve izleme süreçlerine de büyük önem vermektedir. Bu kapsamda, İstanbul’un Şehir Sera Gazı Emisyon Envanteri her yıl düzenli olarak güncellenmektedir. Bununla birlikte, belediyemizin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanında yürüttüğü çalışmalar, “İklim İzleme Raporu” olarak yayınlamakta ve ayrıca uluslararası raporlama platformlarına da şeffaf bir şekilde sunulmaktadır. Bu çalışmalar sonucunda İstanbul, Karbon Saydamlık Projesi (Carbon Disclosure Project-CDP) değerlendirmelerinde son üç yıldır en yüksek seviye olan A skorunu alarak iklim yönetişimi ve şeffaf raporlama alanında dünyanın öncü şehirleri arasında yer almış ve Türkiye’deki tek büyükşehir belediyesi olmuştur.

Planlarımızı uygulamaya geçirmek amacıyla AB destekli birçok yenilikçi projeyi de hayata geçirdik. “Build4GreenIST” isimli projeyle mevcut binalarda enerji verimliliğini artırmaya ve düşük karbonlu dönüşümü hızlandırmaya yönelik kıymetli bir rehber geliştirilmiştir. “UP2030” isimli proje kapsamında ise Kadıköy-Moda pilot alanında güneş enerjisi potansiyelini dijital ikiz teknolojisi ile modelleyerek veri temelli karar destek sistemleri gibi yenilikçi çözümler ortaya konulmuştur.

Önümüzdeki dönemde ise AB tarafından desteklenen “DynamiCity”, “PROTECT” ve “NEWTONIAN” projeleriyle şehirdeki aktif mikromobiliteyi teşvik etmek, iklim değişikliğine uyum ve risk haritalarını ortaya koymak, kentsel dayanıklılık, veri odaklı kent yönetimi ve iklim değişikliğiyle ilgili dezenformasyonun etkisini azaltmak, farkındalığı yükseltmek üzere çalışmalarımızı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz.

İstanbul olarak iklim eylemini yalnızca emisyon azaltımı olarak değil; dayanıklılığı artıran, yaşam kalitesini yükselten ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen bütüncül bir dönüşüm olarak görüyoruz. Ulusal ve uluslararası paydaşlarımızla birlikte çalışarak İstanbul’u daha dirençli, sürdürülebilir ve iklim nötr bir geleceğe hazırlamaya kararlılıkla devam ediyoruz.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

İklim değişikliğiyle mücadelede teknik çözümler geliştirmek kadar, bu dönüşümün toplum tarafından benimsenmesini sağlamak da önemli zorluklardan biridir. Çünkü iklim nötr ve dirençli şehirler yalnızca kamu kurumlarının yatırımlarıyla değil; vatandaşların, özel sektörün, akademinin ve tüm paydaşların ortak katkısıyla mümkün olabilir.

Ne yazık ki iklim değişikliği, günlük yaşamın yoğun temposu ve ekonomik öncelikler nedeniyle çoğu zaman toplum tarafından geleceğin bir sorunu olarak algılanabiliyor. Oysa iklim krizinin etkilerini artık gelecekte değil, bugün yaşıyoruz. Aşırı sıcaklıklar, kuraklık, su stresi, ani ve şiddetli yağışlar, seller ve orman yangınları şehirlerimizin günlük yaşamını ve ekonomik faaliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle iklim eyleminin ertelenebilecek bir gündem değil; yaşam kalitemizi, sağlığımızı, ekonomimizi ve kentlerimizin geleceğini korumaya yönelik bugünün öncelikli konusu olarak görülmesi gerekiyor. Bu noktada farkındalık çalışmaları önem kazanıyor. İBB olarak farkındalık çalışmalarını yalnızca bilgilendirme faaliyetleri olarak değil, davranış değişikliğini destekleyen uzun soluklu bir dönüşüm süreci olarak değerlendiriyoruz. Enerji verimliliğinden sürdürülebilir ulaşıma, su tasarrufundan atık yönetimine kadar birçok alanda bireysel tercihlerin toplam etkisi, şehirlerin iklim hedeflerine ulaşmasında kritik rol oynuyor.

Bunun yanında, şehirlerin karşı karşıya olduğu yapısal zorluklar da söz konusu. İklim değişikliğine dair eylem ve politikalar, uzun vadeli ve yüksek maliyetli yatırımlar gerektiriyor. Belediyelerin uluslararası iklim finansmanına erişiminin artırılması ve yerel yönetimlerin finansal kapasitesinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Aynı şekilde, merkezi yönetim, yerel yönetimler, özel sektör, akademi ve sivil toplum arasında güçlü bir koordinasyon ve veri paylaşımı sağlanması, iklim politikalarının etkin şekilde uygulanabilmesi için vazgeçilmez unsurlar arasında yer alıyor.

4 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan “Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik” uyarınca; 81 ilde resmi olarak İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları (İl İDKK) kurulacaktır. Bu kurullar, Vali başkanlığında YİDEP süreçlerinin koordinasyonunu sağlayacak ve illerdeki yerel yönetimler ile ilgili kamu kurumları, meslek kuruluşları, akademi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşacaktır. Bu adımın merkezi yönetim, yerel yönetimler, özel sektör, akademi ve sivil toplum arasındaki iklim mücadelesi yönetişim problemlerine bir çözüm oluşturmanın ilk adımı olacağına inanıyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak iklim değişikliğiyle mücadele sürecini yalnızca belediyenin sorumluluğu olarak değil, tüm toplumun birlikte gerçekleştireceği ortak bir dönüşüm olarak görüyoruz. İklim değişikliğiyle mücadelede kalıcı başarıya ulaşmanın yolunun güçlü yerel yönetimler kadar, konuya sahip çıkan, çözümün bir parçası olduğunu hisseden ve günlük yaşamında iklim dostu tercihleri benimseyen bir toplum oluşturmaktan geçtiğini düşünüyoruz.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması hem ülkemiz hem de şehirlerimiz için çok önemli bir fırsattır. Bu zirvenin yalnızca ulusal taahhütlerin konuşulduğu bir platform olmanın ötesine geçerek yerel yönetimlerin iklim hedeflerine katkısını daha görünür kılmasını bekliyoruz.

Şehirler küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünden sorumlu olmakla birlikte, aynı zamanda çözümün de merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle belediyelerin iklim finansmanına erişiminin kolaylaştırılması, uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi ve yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinde daha güçlü şekilde temsil edilmesi büyük önem taşımaktadır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak COP31’i yalnızca deneyimlerimizi paylaşacağımız bir platform değil; yeni ortaklıklar geliştireceğimiz, yenilikçi çözümleri ölçeklendireceğimiz, şehir diplomasisini güçlendireceğimiz ve çok seviyeli bir yönetişim sistemini aktif hale getirmemize yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak görüyoruz.

Mesajımız nettir: Küresel iklim hedeflerine ulaşmanın yolu şehirlerden geçmektedir. Yerel yönetimlerin yetkinliklerinin, finansmana erişim imkanlarının ve uluslararası iş birliği ağlarının güçlendirilmesi, Paris Anlaşması hedeflerinin hayata geçirilmesinde belirleyici olacaktır. İstanbul olarak bu dönüşümde her zaman yaptığımız gibi öncü rol üstlenmeye ve deneyimlerimizi diğer şehirlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

İzmir Büyükşehir Belediyesinin (İzmir BŞB) iklim değişikliğiyle mücadelesi, 2015 yılında Avrupa Birliği›nin Başkanlar Sözleşmesi (CoM) girişimine taraf olunmasıyla kurumsal bir çerçeveye kavuşmuştur. Bu taahhüt doğrultusunda hazırlanan ilk “Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı” (SEAP), 2020 yılına kadar sera gazı emisyonlarının %20 azaltılmasını hedefliyordu. 2019'da bugünkü İklim Değişikliği ve Temiz Enerji Şube Müdürlüğü kuruldu.

Avrupa Birliği’nin değişen taahhütleri ve 2014 yılında İzmir’in genişleyen mülki sınırları doğrultusunda yerel iklim eylem planı, “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) olarak yeniden hazırlandı. Toplam 58 adet iklim eylemi içeren bu plan; 2030 yılı için %40 azaltım hedefi koymakta ve azaltım ile uyum bileşenlerini bir araya getirmektedir. Aynı dönemde, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Yeşil Şehirler Programı kapsamında “Yeşil Şehir Eylem Planı” hazırlandı; 47 eylemden oluşan bu plan halen yıllık olarak izlenip raporlanmaktadır. Son olarak, 12 Ocak 2026’da alınan yeni meclis kararıyla SECAP, 2050 iklim nötr hedefi doğrultusunda güncellenmiştir. Güncellenen SECAP’ta azaltım için 33, iklime uyum içinse 30 eylem bulunmaktadır. Uyum eylemlerinden 10 tanesi, “Isınan bir İzmir’de nasıl hayatta kalırız?” sorusuna yanıt arayan ve İklim Yurttaş Meclisinde vatandaşlarla birlikte geliştirilen eylemlerdir. Ayrıca enerji yoksulluğuna özel 3 ayrı eylem de tanımlanmıştır. Eylemleri arasında belediye binalarında enerji verimliliği ve güneş enerjisi yatırımları, toplu taşımada elektrikli araç dönüşümü, kentsel ısı adasını azaltan ağaçlandırma çalışmaları ve mahalle ölçekli yağmur suyu hasadı uygulamaları öne çıkan güncel SECAP; 08 Haziran 2026 tarihinde, uygulamaya geçirilmek üzere belediye meclis onayından geçmiştir.

İzmir, Avrupa Birliği (AB) İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu kapsamında yürüttüğü çalışmalar sonucunda 2024 yılında Misyon Etiketi almaya hak kazanmış olup, bu etiket kentin iklim nötr dönüşüm yol haritasının Avrupa Birliği tarafından onaylandığını göstermektedir.

Bu süreçte Karbon Saydamlık Projesi (Carbon Disclosure Project-CDP) kapsamında düzenli raporlama yapılmaktadır. 2024 yılında belediyemizin karne notu C’den B’ye yükseldi. Uluslararası ortaklıkların iklim eylemlerinin geliştirilmesi sürecini güçlendirdiğini söylemek mümkündür. Ufuk Avrupa destekli CLIMAAX/CRIZ-ERS projesi, SECAP’ın risk ve kırılganlık bölümündeki mekânsal analiz eksikliğini gidererek Konak’ta mahalle ölçeğinde risk haritaları ve hedefe yönelik uyum önerileri ortaya koymuştur; hangi mahallenin hangi tehlikeye karşı öncelikli olduğu artık somut biçimde bilinir hale gelmiştir. ICLEI ve Z Zurich Vakfı ile yürütülen “Toplumlar İçin İklim Dayanıklılığı Projesi” kapsamında (2023’ten bu yana Konak’ta sekiz mahalle), mahalle ölçekli olarak vatandaşla birlikte sorunlar tespit edilip çözüm önerileri geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Bunun yanında AB destekli CARDIMED, RESWATER, NBS4MED ve EUROASIS gibi projelerle İzmir, doğa esaslı çözümler ve dijital ikiz uygulamaları alanında da yeni çalışmalar başlatmıştır. Tüm bu çalışmalar, İzmir’in iklim eylemini tek bir plana değil, birbirini tamamlayan çoklu araç ve ortaklıklar bütününe dayandırma yaklaşımını yansıtmaktadır. SECAP’ın tanımladığı hedef ve yol haritası çerçevesinde, daha detaylı alt proje ve çalışmalarla iklim sorununa derinlemesine çözüm üretme çabaları sürmektedir.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmalarını ilerletirken karşılaştığımız en temel güçlüğün başında finansman geliyor. Özellikle uyum projeleri büyük finansman kaynakları gerektirmektedir. AB tarafından fonlanan projeler genellikle kısıtlı pilot alanlarda hayata geçirilebildiğinden, bu deneyimleri kent geneline yaymak için çok daha büyük bütçelere ihtiyaç var. Bunun yanı sıra iklim mücadelesi yerelde tüm aktörlerin katılımını gerektiriyor; ayrıca çalışmaların ihtiyaç duyulan yere yönlendirilip önceliklendirilmesi için ise güvenilir ve detaylı veriye gereksinim duyuluyor. Sektörel sera gazı envanteri ve risk-kırılganlık analizleri için gereken güvenilir, mahalle ölçekli veriler genellikle eksik ya da dağınık durumda olduğundan, farklı kurumlardan veri toplama süreci zaman alıyor ve planlama takvimini yavaşlatıyor. Bu noktada kurumlar arası iş birliği ve birlikte çalışma büyük önem taşıyor.

Mevzuat tarafında da belirsizlik sürüyor. Yürürlüğe giren İklim Kanunu henüz uygulama yönetmelikleriyle tamamlanmadığı için, örneğin ”Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları”nın yasal çerçevesini netleştirmek güçleşiyor. Ayrıca iklim çalışmalarının hem hazırlık hem de uygulama aşamasında, belediyenin kendi iç birimlerinin yanı sıra çeşitli devlet kurumları, kentin diğer aktörleri ve vatandaşları da içine alacak şekilde katılımcı bir yöntemle yürütülmesi başarı için büyük önem taşıyor; çünkü iklimle ilgili taahhütler yalnızca belediyenin değil tüm kentin ortak taahhüdü ve bu nedenle tüm paydaşların bütünsel ve iş birliği içinde çalışması gerekiyor.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

Kentler, hem iklim değişikliğini beraberinde getiren iklim krizinin başlıca yaratıcıları hem de bu krizin etki ve sonuçlarının doğrudan görüldüğü ve hissedildiği yerler olarak, iklim meselelerinin en doğrudan muhatabı ve en önemli aktörlerinden biri konumundadır. Kendi sorunlarını ve coğrafyasını bilen yerel yönetimler, vatandaşa yakınlığı sayesinde iklim mücadelesine daha etkin ve iş birliği içinde katkı sunabilir. Bu bağlamda COP31’in Türkiye’de yapılacak olması, büyükşehir belediyelerinin biriktirdiği deneyimi (örneğin emisyon envanteri, risk değerlendirmesi, toplum temelli uyum projeleri gibi) uluslararası düzeyde görünür kılmak için önemli bir fırsat.

Beklentimiz, COP31’in yerel yönetimler, merkezi yönetim, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve akademi gibi farklı aktörlerin bir araya geldiği somut iş birliği ve ortak çalışma süreçlerinin başladığı bir dönüm noktasına dönüşmesi ve yerel yönetimlerin finansman, kapasite geliştirme ve veri paylaşımı konularında doğrudan muhatap alınmasıdır. COP31’in, Akdeniz Havzası kentlerinin başta kuraklık, sıcak hava dalgaları, kıyı riskleri olmak üzere ortak kırılganlıklarına somut çözüm ortaklıkları üretecek bir platforma dönüşmesini umuyoruz. Bu tür bir platformun, yalnızca zirve süresince değil, sonraki yıllara taşınan kalıcı bir çalışma ağına dönüşmesini önemsiyoruz.

MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

İklim değişikliği olgusu, Muğla’yı da içeren Akdeniz Havzası için iklim krizine dönüşmektedir. Bölgeyi bekleyen en önemli riskler arasında orman yangınları, seller, su kıtlığı, kuraklık, tarımsal üretim ve ekosistem kaybı yer almaktadır.

Muğla’nın ekonomik yapısı doğrudan iklimle bağlantılıdır. Özellikle tarım ve balıkçılıkta çalışan vatandaşlar en kırılgan gruplar arasındadır. Bu nedenle, iklim krizi sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda yerel kalkınmayı, özellikle de iklim etkilerine doğrudan maruz kalan turizm, tarım ve balıkçılık gibi sektörleri tehdit eden yapısal bir risktir.

Muğla Büyükşehir Belediyesi (Muğla BŞB) tarafından, kurulduğu 2014 yılından itibaren iklim değişikliğinin etkilerinin azaltımı ve uyum konularında birçok çalışma yürütülmüştür. 9 Ocak 2025 tarihinde yapılan belediye meclis toplantısında alınan kararla “İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı” kurulmuştur. Başkanlık, Muğla’nın çevre, iklim ve enerji alanındaki politika ve stratejilerinin geliştirilmesi ve eylem planlarının hazırlanması süreçlerini yürütmektedir.

2025 yılında Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler Ağı (ICLEI) öncülüğünde, Muğla Yerel Taraflar Konferansı (Town Hall COP) düzenlendi. Konferans sonunda 46 kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütünden toplam 176 temsilcinin katılımı ile “Muğla İklim Deklarasyonu” yayınlandı. Hem Konferans hem de Deklarasyon bu konuda dünyada yayınlanan ilk toplantı ve bildirgelerden biri olmuştur. 2026 yılında ise 2. konferans düzenlenerek, deklarasyonda belirtilen iklim eylemlerinin izleme ve değerlendirmeleri yapılmıştır.

Türkiye’de düzenlenecek COP31 öncesi, “Muğla Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) çalışması da tamamlamıştır. Eylem planı kapsamında, iki ana amaç ve on tane stratejik hedef altında toplam 38 adet azaltım ve uyum eylemi belirlenmiştir.

Muğla BŞB’nin 2021 yılında taraf olduğu İklim ve Enerji İçin Avrupa Belediye Başkanları Sözleşmesi (CoM) kapsamındaki 2030 yılına kadar emisyonların %40 azaltımı taahhüdü, bir ileri seviyeye taşınarak 2050 yılı itibariyle karbon nötr bir Muğla olma şeklinde güncellenmiştir.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından yürütülen Yeşil Şehirler Programı’na 22 Haziran 2026’da dahil olan Muğla’nın çevresel sorunları ve iklim kaynaklı riskleri bilimsel yöntemlerle analiz edilerek öncelikli yatırım alanları belirlenecektir. EBRD’nin uluslararası metodolojisi doğrultusunda hazırlanacak “Yeşil Şehir Eylem Planı” sayesinde kentin çevresel performansının artırılması, iklim değişikliğine uyum kapasitesinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik yol haritasının oluşturulması amaçlanmaktadır. 

Buraya kadar aktarılan yönetişim ve planlama çalışmalarının yanı sıra Bodrum Yarımadası ve Gökova Körfezi’nde 40 metre derinliğe kadar deniz çayırlarının belirlenmesi, haritalandırılması ve karbon yutak alanı olarak tutulan karbon miktarlarının hesaplanması çalışması da başlatılmıştır. Çalışmanın tüm Muğla kıyılarını kapsayacak şekilde yapılması için hazırlıklar sürdürülmektedir.

“Muğla Döngüsel İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Yönetimi ve Geri Kazanım Modeli” projesi, 2026 yılında “Local Sustainability Award” kapsamında Avrupa’nın en başarılı sürdürülebilirlik projeleri arasına girerek finale kalmıştır. Çevreye duyarlı, yenilikçi ve sürdürülebilir belediyecilik anlayışının önemli bir göstergesi olan proje, döngüsel ekonomi anlayışı, yenilikçi atık yönetimi ve kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılmasına yönelik örnek uygulamalar içermektedir.

Ayrıca “Muğla Sanal İklim Merkezi” kurularak, 6 aylık mevsimsel yağış ve sıcaklık tahminleri ile hava kalitesi ve polen tahminlerini yayınlanmaya başlamıştır. İklim dirençli bir Muğla için; “Kentsel Su Baskını, Sel ve Taşkın Erken Uyarı Sistemi”, “Kırsal Yerleşimler için Orman Yangını Erken Uyarı Sistemi”, “Kuraklık Tahmin ve Uyarı Sistemi” ile “Sıcak Hava Dalgası ve UV İndeks Erken Uyarı Sistemi” gibi uygulamalar üzerinde çalışmalar ise devam etmektedir.

COP31 öncesi, Muğla BŞB ev sahipliğinde ICLEI ile birlikte 28-29 Eylül 2026 tarihlerinde “Akdeniz İklim Zirvesi” düzenlenecektir. Akdeniz ülkelerinden tüm tarafların katılımı ile Akdeniz genelinde iklim direncini artırmak, iş birliklerini güçlendirmek ve ortak bir eylem planı etrafında buluşmak amacıyla gerçekleştirecek iklim zirvesinde ortak bir Akdeniz İklim Deklarasyonu (MED Climate Declaration) yayınlanması da planlanmaktadır.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

İklim değişikliği toplumun tüm kesimlerini ilgilendirdiği için küresel, bölgesel ve yerel ölçekte etkilerinin azaltımı ve uyum konusunda yapılacak çalışmalarda tüm tarafların yer alması, görev ve sorumlulukların tanımlandığı mevzuatlarda da tüm paydaşların kapsanması gerekmektedir. Ülkemizde, İklim Kanunu’nun merkeziyetçi bir yaklaşımla yetkiyi tamamen Bakanlık ve İklim Başkanlığı’nda toplayacak şekilde hazırlandığı, Kanun kapsamında yerel yönetimlere yerel iklim değişikliği eylem planlarının (YİDEP) hazırlanması gibi görevler dışında kontrol ve denetimleri sağlamaya yönelik yetkilerin verilmediği görülmektedir. Bu kapsamda COP31’e giderken Yerel Yönetimler açısından en önemli sorun alanları olarak merkezi yönetimin söylemlerinin eylemleri ile uyumlu olmaması, çok katmanlı yönetişim eksikliği ve finansman yetersizliği ön plana çıkmaktadır. Örneğin, yerel düzeyde iklim eylem planlarının büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer illerde ise il belediyesi ve il özel idaresi tarafından birlikte, ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla hazırlanacağı veya hazırlatılacağı belirtilmektedir. Ancak, bu planların hazırlanması ve uygulanması için herhangi bir mali kaynak tanımlanmamıştır.

Benzer şekilde, 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca kesilen idari para cezaları ve elde edilen çevre gelirleri de genel bütçeye aktarılmaktadır. Kanunun 20. maddesi gereğince; bu gelirlerin %50’si ilgili kurum ve Bakanlık bütçelerine ödenek olarak eklenmektedir ve doğrudan çevre hizmetleri ile denetim harcamaları için kullanılmaktadır.

Bu gelirlerin hem tamamının çevre hizmetleri için harcanması, hem de belirli bir bölümünün bizzat uygulama mercii olan yerel yönetimler tarafından kullanılması gerekmektedir.

Avrupa’da yerel yönetimler tarafından tahsil edilen “Şehir Vergisi” gelirleri, ülkemizde merkezi bütçeye aktarılmaktadır. Muğla’ya gelen milyonlarca turistten alınan konaklama vergilerinin, turistlere su, atık ve diğer altyapı hizmetlerini sunan yerel yönetimler tarafından kullanılması ve şehrin dirençliliğinin artırılması için kaynak oluşturulması gerekmektedir. Yine egzoz emisyon gelirlerinin de emisyonlara maruz kalan vatandaşlara daha kaliteli hizmet verilmesi için yerel yönetimler tarafından kullanılması sağlanmalıdır.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

COP31 Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli alanı içinde “fosil yakıtlardan çıkılması ya da adil geçiş” yerine “Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon” temasının belirlenmesi, konuya yeterince önem verilmediği izlenimi yaratmaktadır. Bu durum, mevcut uygulamalarla birlikte düşünüldüğünde; 2053 net sıfır emisyon hedefinin gerçekçiliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Örneğin, 09.07.2025 tarihli İklim Kanunu’nun daha mürekkebi bile kurumadan, iki hafta sonra 24.07.2025 tarihinde yayınlanan 7554 sayılı, “torba maden kanunu” olarak da ifade edilen kanunla İklim Kanunu’nun temel ilkeleri çiğnenerek zeytinlikler, meralar ve ormanlar gibi önemli karbon yutak alanlarının yok edilmesinin yanı sıra, üretilecek düşük kaliteli linyit kömürünün termik santrallerde yakılmasıyla ilave karbon emisyonlarının da önü açılmıştır. Ayrıca, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından hazırlanmış raporlara göre ihtiyaç olmamasına rağmen Muğla’daki termik santrallerin ömrü uzatılmaya çalışılmaktadır. TMMOB Elektrik Mühendisleri ve Makine Mühendisleri Odalarının 2022 yılında yayınladığı ortak raporun sonuç bölümünde: “Muğla’da bulunan Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallarının elektrik üretimini sona erdirmeleri halinde gerek yıllık toplam tüketim gerek anlık ihtiyaç ve gerekse elektrik şebekesi sisteminin işlerliği açısından, Muğla’yı, Ege Bölgesi’ni ve Türkiye enterkonnekte sistemini olumsuz etkilemeyeceğine işaret etmektedir” denilmektedir.

Bu çerçevede COP31 sürecindeki en önemli beklentimiz, fosil yakıtlardan çıkış ve adil geçiş sürecinin küresel bir takvime bağlanarak, bu konuda ihtiyaç duyulan finansman mekanizmalarının oluşturulması ve yerel yönetimlerin iklim değişikliğine uyum ve mücadele konusunda daha etkin olmasını sağlayacak kararların alınmasıdır.

SAMSUN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

Samsun Büyükşehir Belediyesi (Samsun BŞB) tarafından yürütülen iklim eylemi çalışmalarının kurumsallaşması, 2022 yılında Başkanlar Sözleşmesi’nin (CoM) imzalanmasıyla başlamıştır. Samsun’un 2050 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda atılan bu adımı, aynı yıl İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Dairesi Başkanlığının kurulması izlemiştir. 2023–2024 döneminde sera gazı emisyon envanteri ile Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) hazırlıkları tamamlanmıştır. 2025 yılında ise Türkiye’deki dört pilot ilden biri olarak Yerel İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (YUSEP 2025–2030) hazırlanmıştır. Aynı yıl, NetZeroCities Twinning Programı kapsamında 100’ün üzerinde şehir arasından seçilerek Yunanistan’ın Kozani kentiyle eşleştirilmiştir. 2025–2026 döneminde ise COP31’e yönelik hazırlıklara başlanarak kentte yürütülen iklim projeleri uluslararası paydaşlarla paylaşılmak üzere derlenmiştir.

Bu süreçte enerji, ulaşım, atık yönetimi ve iklim değişikliğine uyum başta olmak üzere farklı alanlarda somut uygulamalar hayata geçirilmiştir. Enerji alanında Ladik, Bilim Merkezi ve Yabancılar Pazarı’nda kurulan üç güneş enerjisi santraliyle Samsun BŞB’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık %90’ı karşılanmaya başlanmış, Güneş enerjisi üretimini tarımsal faaliyetlerle bütünleştirmek amacıyla GES sahasında agrivoltaik tarım uygulaması gerçekleştirilerek tıbbi ve aromatik bitkiler yetiştirilmiştir.

Ulaşım alanında 20 elektrikli otobüs ve 200 elektrikli bisiklet hizmete alınırken, akıllı kavşak sistemleriyle ulaşım kaynaklı emisyonların azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Bu uygulamalarla yılda yaklaşık 12.500 ton CO₂ emisyonunun önlendiği hesaplanmaktadır. Ayrıca ALO 153 Kent Yönetim/Çözüm Merkezi bünyesindeki “Kent Yönetim Merkezi” aracılığıyla şehir trafiği yapay zekâ destekli kameralar kullanılarak 7/24 izlenmekte ve elde edilen veriler trafik yönetiminin iyileştirilmesinde kullanılmaktadır.

Atık yönetimi kapsamında “Atıklarımız Çiçek Oluyor” projesiyle metanın enerjiye dönüştürülmesine yönelik çalışmalar yürütülürken, İstiklal Caddesi’nde Sıfır Atık Caddesi Projesi hayata geçirilmiştir. Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyalar (AEEE) için fizibilite raporu hazırlanmış ve 35 noktada DOA Depozito sistemi kurulmuştur. SASKİ tarafından günlük yaklaşık 70 ton atık su arıtma çamurunun oksijensiz ortamda yüksek sıcaklıkta işlenerek enerjiye dönüştürülmesini sağlayan piroliz teknolojisine dayalı bir tesis de kurulmuştur. Bunun yanı sıra SASKİ Mobil Arıtma Uygulaması hayata geçirilmiştir.

İklim değişikliğine uyum alanında ise YUSEP’in hazırlanmasının yanı sıra Samsun ili ve ilçelerini kapsayan kentsel ısı adası etki haritası mahalle ölçeğinde oluşturulmuş ve belirlenen alanlarda pilot uygulamaların gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Ayrıca iklim alanında yenilikçi çözümlerin geliştirilmesini desteklemek amacıyla Türkiye’de ilk olması hedeflenen “İklim İnovasyon Merkezi”nin kurulmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır

Tüm bu çalışmalar, Samsun’un 2050 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda iklim eylemini belediyenin kurumsal yapısına ve farklı hizmet alanlarına entegre eden, ölçülebilir çıktılara dayalı bütüncül bir yaklaşımın parçaları olarak yürütülmektedir.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki projeleri ilerletirken karşılaşılan temel güçlüklerin başında mevzuat ve düzenleyici çerçevedeki eksiklikler gelmektedir. Özellikle biyometanın şebekeye entegrasyonu ile imar, tarım ve çevre mevzuatının kesiştiği alanlarda düzenlemelerin yeterince açık olmaması, yeni ve yenilikçi yatırımlara ilişkin karar süreçlerini zorlaştırmaktadır.

Bir diğer önemli güçlük ise yatırımların finansal sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Teşviklerin belirli sürelerle sınırlı olması, yeni teknolojilere dayalı projelerin yüksek başlangıç maliyetleri ve yatırımların yalnızca elektrik satışı gibi tek bir gelir kaynağına dayanması, projelerin uzun vadeli finansal sürdürülebilirliği açısından önemli kısıtlar oluşturmaktadır.

Yeni nesil iklim ve enerji uygulamalarının gerektirdiği kurumsal ve teknik kapasitenin geliştirilmesi de önemli bir ihtiyaçtır. Biyometan ve agrivoltaik uygulamalar gibi yenilikçi teknolojilerin kurulması ve işletilmesi konusunda ülke genelindeki bilgi ve deneyim birikiminin henüz yeterince olgunlaşmamış olması, uygulama süreçlerinde kapasite geliştirilmesini gerekli kılmaktadır.

Projelerin niteliği gereği çok sayıda kurum ve kuruluşla birlikte çalışılması ise etkin bir koordinasyon ihtiyacını beraberinde getirmektedir. Samsun Üniversitesi (SAMÜ), Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), kamu kurumları ve yerel eylem grupları gibi farklı paydaşların yer aldığı süreçlerde kurumlar arası eşgüdümün sağlanması da büyük önem taşımaktadır.

Son olarak, uluslararası standart ve sistemlerle uyum konusunda çeşitli güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği’nin sertifikasyon ve izlenebilirlik sistemlerine (örneğin Union Database) erişim ve entegrasyon süreçlerinin henüz netleşmemiş olması, uluslararası standartlarla uyumlu projelerin geliştirilmesi açısından çözülmesi gereken konular arasında yer almaktadır.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

COP31 sürecine yönelik temel mesajımız, “iklim eyleminin yerelden başladığı”dır. Küresel ölçekte belirlenen iklim hedeflerinin somut sonuçlara dönüşebilmesi, büyük ölçüde kentlerde gerçekleştirilecek uygulamalara ve yerel yönetimlerin bu alandaki kapasitesine bağlıdır. Bu nedenle COP31’in, kentlerin ve yerel yönetimlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünün daha görünür hâle geldiği ve yerel uygulamaların uluslararası iklim gündemiyle daha güçlü biçimde buluştuğu bir süreç olması önemlidir.

Samsun’da sıfır atık, agrivoltaik tarım ve kentsel ısı adası haritalama gibi alanlarda Samsun BŞB tarafından geliştirilen uygulamaların uluslararası düzeyde paylaşması ve farklı kentlerin deneyimlerinden yararlanması hedeflenmektedir. Bu kapsamda, kentler arasında bilgi ve deneyim paylaşımını sağlayan iş birliği modellerinin yaygınlaşması ve derinleşmesi temel beklentilerdendir.

COP31’den bir diğer önemli beklenti ise yerel yönetimlerin iklim finansmanına ve teknik desteğe erişiminin güçlendirilmesidir. Özellikle biyometan gibi yenilikçi uygulama alanlarında uluslararası ortaklıkların geliştirilmesi ve uygun finansman mekanizmalarına erişimin kolaylaştırılması, yerel iklim eylemlerinin ölçeklendirilmesi ve sürdürülebilir hâle getirilmesi açısından önem taşımaktadır.

ŞANLIURFA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

1- Belediyeniz bugüne kadar iklim eylemleri alanında ne tür çalışmalar yürüttü ve bu sürece nasıl başladı?

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin (Şanlıurfa BŞB) iklim değişikliği alanındaki kurumsal çalışmaları, kentin yüksek sıcaklık, kuraklık, su stresi ve hızlı kentleşme gibi çok boyutlu risklerle karşı karşıya olduğunun görülmesiyle sistematik bir yapıya kavuşmuştur. Bu sürecin temelini, 2019 yılına ait sera gazı emisyon envanterinin hazırlanması ve ardından 2022 yılında “İklim Değişikliği Azaltım ve Uyum Eylem Planı”nın oluşturulması meydana getirmiştir. İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığının kurulmasıyla birlikte iklim politikalarının kurumsal takibi, ulusal ve uluslararası raporlama süreçleri ile proje geliştirme çalışmaları daha bütüncül biçimde yürütülmeye başlanmıştır.

Şanlıurfa BŞB, Küresel Belediye Başkanları Sözleşmesi (gCoM) ve Karbon Saydamlık Projesi (Carbon Disclosure Project-CDP) gibi uluslararası platformlara katılım sağlayarak sera gazı azaltımı, iklim risklerinin belirlenmesi ve ilerlemenin izlenmesi konularında kurumsal kapasitesini geliştirmiştir. Avrupa Birliği destekli “CLIMAAX Projesi” kapsamında kentin iklim risklerinin bilimsel verilerle değerlendirilmesi, özellikle ısı dalgaları başta olmak üzere öncelikli tehlikelere ilişkin risk haritalarının oluşturulması ve yerel uyum seçeneklerinin geliştirilmesi yönünde çalışmalar yürütülmektedir. “Pathways2Resilience Programı” aracılığıyla da Şanlıurfa’nın uzun vadeli iklim dirençliliği yol haritasının hazırlanması, paydaş katılımının güçlendirilmesi ve uygulanabilir yatırım fikirlerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Doğa temelli çözümler alanında Karakoyun Deresi ve çevresi için Harran Üniversitesi ile birlikte iklim uyumlu ve ekosistem temelli çevre tasarımı modeli geliştirilmektedir. Bu çalışma kapsamında mikro klima ölçümleri, coğrafi bilgi sistemi tabanlı ısı haritaları, termal konfor analizleri ve farklı tasarım senaryoları üzerinden kentsel ısı adası etkisinin azaltılmasına yönelik uygulama önerileri hazırlanacaktır.

İklim değişikliği ile ilgili çalışmaları sadece uyum boyutu ile sınırlı değildir. Azaltım ve döngüsel ekonomi boyutunda da çalışmalar yürütülmektedir. Bu kapsamda; katı atık sahasında metan gazından enerji üretimi, atıktan türetilmiş yakıt çalışmaları, tarımsal atıklardan pelet üretimine yönelik proje geliştirme, sıfır atık ve kaynağında ayrıştırma faaliyetleri sürdürülmektedir. Ayrıca çocuklara ve gençlere yönelik “İklim Doktoru Çınar” gibi yenilikçi eğitim araçları, okul çalışmaları ve farkındalık programlarıyla iklim eyleminin toplumsal tabanının güçlendirilmesine önem verilmektedir. Bunlara ek olarak yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, suyun etkin kullanımı, kurakçıl peyzaj ve sürdürülebilir ulaşım konuları da belediyenin iklim gündeminde yer almaktadır. Böylece Şanlıurfa’da iklim eylemi; veri üretimi, planlama, yatırım, doğa temelli çözümler, atık ve enerji yönetimi ile toplumsal farkındalığı bir araya getiren çok yönlü bir süreç olarak ilerlemektedir.

2- İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanındaki önemli projeleri ilerletirken karşılaştığınız temel güçlükler nelerdir?

İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum projelerini ilerletirken karşılaştığımız temel güçlüklerin başında finansmana erişim, teknik ve beşerî kapasitenin sürekliliği ile kurumlar arası koordinasyon gelmektedir. İklim projeleri çoğu zaman uzun hazırlık süreçleri, ayrıntılı veri, uzmanlık ve yüksek yatırım maliyeti gerektirmektedir. Buna karşılık yerel yönetimlerin bütçe imkânları ve iklim finansmanına doğrudan erişim kapasitesi sınırlı kalabilmektedir.

Bir diğer önemli sorun, mahalle ve ilçe ölçeğinde düzenli, karşılaştırılabilir ve güncel iklim verilerinin her zaman yeterli düzeyde bulunmamasıdır. Özellikle ısı dalgaları, kuraklık, su stresi ve kentsel ısı adası gibi risklerin ayrıntılı biçimde modellenebilmesi için farklı kurumların ürettiği verilerin ortak standartlarla paylaşılması gerekmektedir.

İklim eylemlerinin ulaşım, su yönetimi, imar, tarım, enerji, sağlık ve sosyal politikalarla doğrudan ilişkili olması, belediye içindeki ve dışındaki çok sayıda aktörün eşgüdümünü zorunlu kılmaktadır. Projelerin pilot aşamadan kalıcı yatırıma dönüşmesinde izin, ihale, mülkiyet, bakım ve işletme süreçleri de zaman alabilmektedir. Ayrıca iklim yatırımlarının sadece kısa vadeli maliyetleri hesaba katılırken uzun vadeli ekonomik, çevresel ve sosyal alanlardaki eş faydalarının karar süreçlerinde yeterince dikkate alınmaması uygulamayı güçleştirebilmektedir. Bu nedenle iklim finansmanı, veri paylaşımı, teknik destek ve çok düzeyli yönetişim mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

3- COP31 sürecine yönelik mesajınız ve beklentileriniz nelerdir?

COP31’in Türkiye’de gerçekleştirilecek olması, iklim politikalarının yerel düzeydeki uygulamalarını uluslararası gündeme taşıyabilmek açısından önemli bir fırsattır. Beklentimiz, COP31 sürecinde şehirlerin yalnızca alınan kararların uygulayıcısı olarak değil, iklim hedeflerinin oluşturulmasında etkin bir paydaş olarak kabul edilmesidir. Ulusal katkı beyanları ile yerel iklim eylem planları arasında daha güçlü ve ölçülebilir bir bağ kurulmalıdır.

Özellikle iklim kırılganlığı yüksek, hızlı büyüyen ve kaynakları sınırlı şehirler için doğrudan erişilebilir yerel iklim finansmanı mekanizmalarının geliştirilmesi öncelikli beklentimizdir. Fonların yalnızca büyük ölçekli altyapı yatırımlarına değil; veri üretimi, risk haritalama, proje hazırlama, kurumsal kapasite geliştirme, doğa temelli çözümler ve toplumsal uyum çalışmalarına da yönelmesi gerekmektedir.

Şanlıurfa gibi yüksek sıcaklık, kuraklık, su stresi ve tarımsal kırılganlıkların birlikte yaşandığı kentlerin deneyimleri, iklim adaleti yaklaşımı çerçevesinde özel olarak ele alınmalıdır. COP31’in; merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum arasında kalıcı iş birliği mekanizmaları kurmasını, başarılı yerel uygulamaların görünürlüğünü artırmasını ve projelerin uygulamaya geçişini hızlandıracak teknik ve mali araçlar üretmesini bekliyoruz. Temel mesajımız şudur: Küresel hedeflerin sahada karşılık bulabilmesi için yerel yönetimlerin yetki, kaynak, veri ve karar süreçleri bakımından güçlendirilmesi zorunludur.

Bu yazı, Şehir & Toplum dergisinin Eylül-Aralık 2026 tarihli otuz beşinci sayısında yayımlanmıştır.

Detaylı bilgi için MBB Kültür Yayınları sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Şehir & Toplum Dergisi - Sayı 35

Diğer İçerikler Blog

Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği: Küresel İklim Diplomasisinden Türkiye’nin İklim Politikasına - İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar ile söyleşi
#ÇevreYönetimi

Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği: Küresel İklim Diplomasisinden Türkiye’nin İklim Politikasına - İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar ile söyleşi

06.11.2026 Devamını Okuyun >
Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği: Küresel İklim Diplomasisinden Türkiye’nin İklim Politikasına - İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar ile söyleşi
#ÇevreYönetimi

Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği: Küresel İklim Diplomasisinden Türkiye’nin İklim Politikasına - İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar ile söyleşi

06.11.2026 Devamını Okuyun >
Küresel Hedeflerin Ötesinde: Türkiye’deki Şehirlerden COP31 Öncesinde Yerel İklim Eylemini Hayata Geçirmeye Yönelik 5 Temel Ders

Küresel Hedeflerin Ötesinde: Türkiye’deki Şehirlerden COP31 Öncesinde Yerel İklim Eylemini Hayata Geçirmeye Yönelik 5 Temel Ders

01.11.2026 Devamını Okuyun >
Küresel Hedeflerin Ötesinde: Türkiye’deki Şehirlerden COP31 Öncesinde Yerel İklim Eylemini Hayata Geçirmeye Yönelik 5 Temel Ders

Küresel Hedeflerin Ötesinde: Türkiye’deki Şehirlerden COP31 Öncesinde Yerel İklim Eylemini Hayata Geçirmeye Yönelik 5 Temel Ders

01.11.2026 Devamını Okuyun >
Indianapolis: Yağmur Suyu Yönetimini Kent Kültürüne Dahil Etmek
#ÇevreYönetimi

Indianapolis: Yağmur Suyu Yönetimini Kent Kültürüne Dahil Etmek

04.09.2026 Devamını Okuyun >
Indianapolis: Yağmur Suyu Yönetimini Kent Kültürüne Dahil Etmek
#ÇevreYönetimi

Indianapolis: Yağmur Suyu Yönetimini Kent Kültürüne Dahil Etmek

04.09.2026 Devamını Okuyun >
Atıl Alanları Değerlendirmek: Rotterdam'ın Yüzen Çiftliği ile Gıda Güvenliği
#ÇevreYönetimi

Atıl Alanları Değerlendirmek: Rotterdam'ın Yüzen Çiftliği ile Gıda Güvenliği

31.08.2026 Devamını Okuyun >
Atıl Alanları Değerlendirmek: Rotterdam'ın Yüzen Çiftliği ile Gıda Güvenliği
#ÇevreYönetimi

Atıl Alanları Değerlendirmek: Rotterdam'ın Yüzen Çiftliği ile Gıda Güvenliği

31.08.2026 Devamını Okuyun >
Nehirleri Gün Yüzüne Çıkarmak: İklim Uyumunun Gizli Hazinesi
#ÇevreYönetimi

Nehirleri Gün Yüzüne Çıkarmak: İklim Uyumunun Gizli Hazinesi

28.08.2026 Devamını Okuyun >
Nehirleri Gün Yüzüne Çıkarmak: İklim Uyumunun Gizli Hazinesi
#ÇevreYönetimi

Nehirleri Gün Yüzüne Çıkarmak: İklim Uyumunun Gizli Hazinesi

28.08.2026 Devamını Okuyun >
Vancouver Rain City Strategy
#ÇevreYönetimi

Vancouver Rain City Strategy

24.08.2026 Devamını Okuyun >
Vancouver Rain City Strategy
#ÇevreYönetimi

Vancouver Rain City Strategy

24.08.2026 Devamını Okuyun >