24.08.2026

Vancouver Rain City Strategy

Vancouver, mavi-yeşil altyapıyı merkeze alan “Rain City Strategy” ile yağmur suyunu kentsel tasarımın bir parçasına dönüştürerek değişen yağış rejimlerine karşı daha dayanıklı bir yapı kurdu. Bu dönüşümün mimarlarından Melina Scholefield ile yapılan mülakattan ilhamla hazırlanan bu iyi uygulama örneği, su yönetimini teknik bir altyapı meselesinin ötesine taşıyan bütüncül bir yaklaşımı ele alıyor.

Yazan: Citychangers.org

Rain City Strategy, kentsel suyu bir yük olarak değil, kentsel sistemin parçası olarak ele alan bir anlayışa dayanıyor. Sürecin geliştirilmesinde rol alan isimlerden, mühendislik ve sürdürülebilirlik alanında çalışan Melina Scholefield’in de vurguladığı gibi bu yaklaşım, sorunları tek tek ele alan parçalı çözümler yerine farklı kurumlar ve disiplinler arasında kurulan iş birlikleriyle mümkün hale geliyor; su yönetimi de bu sayede kentin diğer sistemleriyle birlikte düşünülmeye başlanıyor.

SUYUN YOLU

Modern Batı kentlerinde yağmur suyu uzun süre hızla uzaklaştırılması gereken bir fazlalık olarak görüldü. Bu yaklaşım doğrultusunda geliştirilen gri altyapı sistemleri, suyu yüzeylerden toplayarak borular ve kanalizasyon hatlarıyla kent dışına taşımaya odaklandı. Scholefield’e göre bu model, kısa vadede etkili görünse de altyapı üzerindeki yükü artırıyor; yoğun yağışlarda sistemi zorlayarak kentleri taşkınlara ve su baskınlarına karşı daha kırılgan hale getiriyor.

Oysa suyun doğal döngüsünü taklit eden sistemlerde, su yerinde tutulur; toprak ve bitki örtüsü tarafından emilir, süzülür ve yeraltı suyu ile atmosfere geri kazandırılır. Bu yaklaşım, yalnızca suyu yönetmekle kalmaz, aynı zamanda kentsel ısıyı azaltır ve ekolojik dengeyi destekler. Vancouver’da bu bakış açısı, entegre yağmur suyu yönetimi politikalarıyla kurumsal düzeyde karşılık buldu ve 2019’da Rain City Strategy ile somutlaştı. Bu strateji üç temel soruna odaklanıyor:

Kentsel Ekosistem Sağlığı: Vancouver’da yüzyılı aşan kentleşme süreci, doğal dere akışlarını kesintiye uğrattı. Bu akışlar borular aracılığıyla yer altına alınarak yağmur suyu ve atık suyla birlikte eski birleşik kanalizasyon sistemine bağlandı. Bu sistemin kapasitesini aşan yük, özellikle yoğun yağış dönemlerinde doğrudan alıcı ortamlara deşarj edildi. Nitekim yalnızca 2020 yılında Vancouver Kanalizasyon Bölgesi’nde yaklaşık 38 milyar litre birleşik kanalizasyon taşkını bu şekilde boşaltıldı.

Bu tablo karşısında kentliler, doğayla yeniden temas kurmanın yollarını aramaya başladı.

Su Kalitesi: Vancouver’da sistem kapasitesini aşan suyun önemli bir kısmı doğrudan Georgia Boğazı’na deşarj ediliyor. Boğaz’ın berrak görüntüsü, su kalitesi üzerindeki etkilerin çoğu zaman görünmez kalmasına neden oluyor.

Kurumsal düzeyde de benzer bir kopukluk söz konusu. Farklı birimler ile su kalitesi arasındaki ilişki yeterince kurulmadığı için, örneğin ulaşım sistemlerinden kaynaklanan kirleticilerin yağmur suyuyla birlikte akarsulara taşınarak sucul yaşamı nasıl etkilediği çoğu zaman göz ardı ediliyor.

İklim Değişikliğine Uyum: Yüzyılın başında yapılan düzenlemeler iklim değişikliğini hesaba katmıyordu; dolayısıyla kentsel altyapı bu yeni koşullara göre tasarlanmadı.

Bugün Vancouver, kış aylarında daha yoğun yağışlarla, yaz aylarında ise uzun süreli kuraklık ve aşırı sıcaklarla karşı karşıya. Ilıman bir iklim kuşağında yer alan kent için bu tür uç koşullar geçmişte belirleyici değildi. Ancak değişen iklim mevcut sistemlerin eksikliklerini görünür kılıyor.

MAVİ-YEŞİL ALTYAPI

Melina Scholefiel, Kuzey Amerika kentleri uzun süredir gri altyapıyla oluşturulduğunu hatırlatıyor. Bu yaklaşım su baskınlarını ve birleşik kanalizasyon taşkınlarını yönetmede etkili olsa da doğa temelli çözümlerin sunduğu ek faydaları üretmiyor. Yeşil altyapı, esasen mühendislik sistemleri ile doğa temelli sistemleri birleştiren bir su yönetimi altyapısıdır.

Mavi-yeşil altyapı ise suyu yerinde tutan bir sünger gibi çalışarak drenaj sistemine binen yükü azaltıyor; aynı zamanda kentsel ısıyı düşürüyor, ekolojik ve mekansal kaliteyi artırıyor ve kamusal alanları daha yaşanabilir hale getiriyor. Ancak bu yaklaşım da sonuçta bir altyapı meselesi: Gri sistemler gibi, suyu tutmak ve yönetmek üzere dikkatle tasarlanıyor.

Bunun yeni bir standart hâline gelmesi ise farklı aktörlerin ortak çabasını gerektiriyor.

Disiplinlerarası Bir İş Modeli Kurmak

Melina Scholefield, altyapı projelerinin çoğu zaman kentlilerle gerçek bir temas kurmadan ilerlediğini hatırlatıyor; sokakta yürütülen bir altyapı çalışması genellikle yalnızca kısa bir bildirimle fark ediliyor. Bu tablo, su yönetiminin kurumlar arası ve disiplinler arası bir iş birliğiyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu yaklaşım, yalnızca teknik birimlerle sınırlı kalmayan karar vericilerden tasarımcılara, plancılardan yerel topluluklara uzanan daha geniş bir aktör ağını gerektiriyor. Su, ancak bu çok katmanlı yapı içinde ele alındığında kentsel sistemin kurucu bir unsuru haline gelebiliyor.

Başlangıçta sınırlı örnekler olsa da ortak hedefler etrafında kurulan iş birlikleri zamanla yeni bir üretim biçiminin önünü açtı. Entegre gri-yeşil yaklaşım da bu kolektif çabanın ürünü olarak gelişti.

Uygulama

Uzmanların sürece dahil olmasıyla birlikte öncelikler netleşmeye başladı. Melina’nın ekibi, artan su yükünün zorladığı alanları ve yeşil alan eksikliği nedeniyle kentsel ısıdan daha fazla etkilenen mahalleleri belirledi. Bu süreç, farklı birimlerin ortak hedefler etrafında bir araya gelmesini de tetikledi; parklar ve ulaşım gibi alanlar, kendi önceliklerini su yönetimiyle birlikte ele almaya başladı.

İlk beş yıl içinde kent genelinde 80 yeni mavi-yeşil altyapı uygulaması hayata geçirildi ve toplam sayı 300’ü aştı. İşte birkaç örnek:

Bir Biyoyakalama Sistemi

Rain City Strategy’nin ilk uygulamalarından biri, 63. Cadde ile Yukon Caddesi’nin kesişimindeki küçük bir alanın yeniden ele alınmasıydı. Burada kurulan biyoyakalama sistemi, yağmur suyunu borularla uzaklaştırmak yerine toprak ve bitki örtüsü içinde tutarak hem taşkın riskini azaltıyor hem de suyu doğal yollarla filtreliyor. Ortaya çıkan mekan, yalnızca teknik bir çözüm değil yıl boyu yaşayan, ekolojik değeri olan bir kamusal alan.

Strateji aynı zamanda katılım ve eşitlik meselesini de odağa alıyor. Yerli topluluklardan gençlerin sürece dahil edilmesiyle birlikte, kamusal alanın tasarımına farklı sesler ve deneyimler katılıyor. Sanatın da bu sürecin parçası haline gelmesi, mekanı yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda aidiyet kurulan bir ortak zemin haline getiriyor.

Bir Drenaj Çözümü

Yeraltından gelen şiddetli su sesini duyan bir vatandaş, mahallesinden geçen ancak çıkarılamayacak kadar derinde kalan bir derenin borulara yönlendirildiğini fark etti. Bu duruma karşı harekete geçen mahalleliler yağmur suyunu kullanarak doğal akışı yeniden kurma fikri etrafında şekillenen St. George Rainway projesini ortaya çıkardı.

Topluluk öncülüğünde gelişen bu süreçte, mahalleliler ve belediye ekibi kamusal alanı birlikte yeniden düşünerek yeşil altyapıyı güçlendiren, araç odaklı kullanımı azaltan ve yaya-bisiklet erişimini artıran bir dönüşüm başlattı.

DİĞER ŞEHİRLER İÇİN ÖNERİLER

Melina, ortaya çıkan sonuçtan memnun: “Kurmakta olduğumuz yeşil altyapı, beklentilerimizin ötesine geçiyor.” Peki, Rain City Strategy benzeri bir dönüşümü hayata geçirmek isteyen diğer kentlere ne öneriyor?

Suyu Değil, Kültürü Değiştirin

Vancouver deneyimi meselenin yalnızca altyapı değil, aynı zamanda bir bakış açısı değişimi olduğunu gösteriyor. Her müdahalenin başlangıçtaki hedeflerle ilişkilendirilmesi, fiziksel dönüşüm kadar kurumsal alışkanlıkların da değişmesini sağlıyor.

Fırsatları Değerlendirmek

Mavi-yeşil çözümler artık ayrı bir başlık değil; tüm altyapı projelerinin doğal bir parçası. Bir sokakta kazı çalışması olduğunda aynı anda suyu yerinde tutacak, kamusal alanı iyileştirecek küçük müdahaleler de devreye giriyor. Böylece tekil işler, çoklu fayda üreten bütünlüklü çözümlere dönüşüyor.

Yükü Paylaşmak

Bu tür bir dönüşüm, farklı disiplinlerin birlikte çalışmasını gerektiriyor ve bu da her zaman kolay ya da düşük maliyetli olmuyor. Vancouver’da süreç, küçük bir ekiple başladı: mühendislik, peyzaj ve uygulamayı bir araya getiren çekirdek bir yapı kuruldu. Ardından diğer birimlerin sürece dahil olmasıyla hem maliyet hem de sorumluluk paylaşıldı. Bu yaklaşım, riski tek bir kurumun üzerinde toplamak yerine dağıtarak sürecin ilerlemesini mümkün kıldı.

Yaparak Öğrenin. Değerlendirin. Tekrar Edin

Bu strateji, baştan kusursuz bir model kurmak yerine uygulayarak öğrenmeye dayanıyor. Vancouver’da ekipler, yeşil altyapı uygulamalarını sahada test ederek neyin işe yaradığını gördü; gerektiğinde uyarladı ya da vazgeçti. Bu süreç, hem hızlıca deneyim biriktirmeyi hem de ölçek büyütmenin yollarını görmeyi mümkün kıldı.

KISACA VANCOUVER’IN RAIN CITY STRATEGY’Sİ

Yeşil altyapıyı yerleşik gri sistemlerin içine entegre etmek zaman ve kararlılık gerektirir. Bu süreç, farklı aktörleri bir araya getirmeyi, ortak bir motivasyon yaratmayı ve mevcut becerileri yeni kullanım biçimleriyle yeniden düşünmeyi gerektirir.

Melina Scholefield’in deneyimi, bu dönüşümün yalnızca teknik değil; aynı zamanda ilişkiler, bakış açıları ve karar alma biçimleriyle ilgili olduğunu gösteriyor. Mavi-yeşil altyapı, kentlerin suyla kurduğu ilişkiyi dönüştürürken daha adil, iklim dirençli ve yaşanabilir bir kentsel yaşam için somut bir zemin sunuyor.

Bu yazı, Kent dergisinin Mayıs-Ağustos 2026 tarihli onyedinci sayısında yayımlanmıştır.

Derginin tamamını MBB Kültür Yayınları sitesinden buraya tıklayarak indirebilirsiniz.