Denizleri Bilimle Korumak: Saha Çalışmaları ve Veri Üretimi
Yazan: Volkan Narcı, Deniz Candaş, Ulaşcan Kayataş*
Denizler biyolojik çeşitliliğin ötesinde, kıyı toplumlarının sosyokültürel ve ekonomik değerleri, ihtiyaçları açısından da büyük önem taşıyor. Balıkçılık ve turizmle geçim kaynağı olan, deniz ürünleriyle ayrı bir kültür şekillendiren, bir yandan edebiyata ve şiire ilham verirken bir yandan da ulaşım ve ticaret yolları sunan denizler günlük yaşamın bir parçası, bir kimlik. Ancak artan kentleşme, kirlilik, aşırı avcılık ve iklim değişikliğinin birleşik etkileri, bu hassas sistemleri giderek daha kırılgan hâle getiriyor. Çoklu etkenlere karşı koruma da doğal olarak çoklu yaklaşım gerektiriyor.
Koruma alanlarının ilan edilmesi, önemli bir ilk adım. Bu, söz konusu alanın ekolojik, sosyal ve ekonomik açıdan değerlendirildiği, başlı başına uzun bir süreç. Fakat iş koruma alanı ilanı etmekle bitmiyor, hatta esas orada başlıyor. Değerlendirmeler sonrası verilebilen farklı koruma statüleri, farklı sınırlandırmalar getiriyor. Dolayısıyla önemli olan, alanın nasıl ve ne etkinlikte yönetildiği. Sürekli izleme çalışmaları ve veri üretimi olmazsa, gelişmeler takip edilemez ve gerektiğinde müdahale edilemez.

Bir Koruma Alanını Yönetmek: Tavşan Adası Örneği
İstanbul açıklarında yer alan Tavşan Adası ve çevresi, bilim insanlarının danışmanlığı, ilgili sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin de katkılarıyla yürütülen bilimsel çalışmalar sonucunda 2021 yılında Marmara Denizi’ndeki ilk “Kesin Korunacak Hassas Alan” statüsüne kavuştu. Burada bilimsel çalışmalar dışındaki tüm faaliyetler yasak. Amaç, bölgedeki deniz canlılarının tehditlerden uzak şekilde üreyebileceği, böylece de biyoçeşitliliğin artacağı ve Marmara'nın kendini yenileyebilmesine destek olacak bir alan ayırabilmek.
Ancak bu statü, yalnızca bir koruma kararı olmanın ötesinde, sahada sürekli izleme ve yönetim gerektiriyor. Sürekli izleme sistemleri, caydırıcılık sağlamanın ötesinde, düzenli veri üretmeye de yarıyor. Alandaki habitatların ve türlerin durumları, insan faaliyetleri, suyun kimyasal özellikleri gibi verilerin toplanması, zamana yayılan karşılaştırmalı analizler yapılabilmesini sağlıyor. Hangi tehdit ne sıklıkla görülüyor, nerede yoğunlaşıyor, neye yol açıyor, zaman içinde azalıyor mu artıyor mu, müdahale edilmeli mi... Bunları görebilmek için verilere ihtiyaç var. Dolayısıyla veriler, koruma kararlarının etkinliğini artırıyor ve alandaki değişimlere uygun (adaptif) yönetim stratejilerinin geliştirilmesine katkı sunuyor. Etkin bir yönetim için izleme ve veri temelli karar mekanizmaları şart.

Deniz Yaşamını Koruma Derneği (DYKD) 11 yıldır bu bütüncül yaklaşımla çalışıyor ve deniz ekosistemlerinin anlaşılması, sahiplenilmesi, korunması için somut adımlar atıyor. Derneğin Ranger (deniz koruyucuları) sistemi ve su altı/su üstü kamera altyapılarıyla Tavşan Adası ve çevresi 7/24 izleniyor. Bu sayede izinsiz girişler, kaçak avcılık ve demirleme gibi insan kaynaklı tehditler anında tespit ediliyor, sahil güvenlik ve kamu kurumlarıyla beraber hızlı şekilde müdahale edilebiliyor. DYKD ve WWF Türkiye tarafından 2026’da başlatılan “Av alanı değil, yaşam alanı” kampanyası da alanın statüsüne ve önemine dikkat çekiyor.
Tavşan Adası ve çevresindeki 7.758.603,762 m²’lik alan, 2021 yılında, 3817 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Kesin “Korunacak Hassas Alan” ilan edildi. Aynı alana 2025 yılında da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul 5 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 34.01.230 sayılı kararıyla “II. Derece Doğal Sit Alanı” ve “III. Derece Arkeolojik Sit Alanı” statüsü verildi. DYKD bu alanın yönetiminde Sahil güvenlik ve kamu kurumları ile iş birliği içinde çalışıyor.
Onarıcı Restorasyon: Korumanın Ötesine Geçmek
Bazı durumlarda doğayı kendi haline bırakmak yeterli olmuyor, mevcut durumu korumanın ötesine geçmek gerekiyor. Özellikle de hızla bozulan deniz ekosistemlerinde yaşayan mercanlar ve deniz çayırları gibi hassas, önemli türler söz konusu olduğunda. Akdeniz havzasına özgü, yavaş büyüyen mercan türleri, çeşitli baskılar nedeniyle geri dönüşü zor kayıplar yaşayabiliyor. Bu noktada, restorasyon çalışmaları devreye giriyor.
DYKD’nin koruma alanında yürüttüğü ve %75 gibi yüksek bir hayatta kalma başarısı elde ettiği mercan ekimleri, yerel ölçekte somut bir onarıcı restorasyon uygulaması. Tehdit altındaki alanlardan alınan mercan kolonileri, daha güvenli bölgelere taşınarak yeniden ekiliyor. Bu yolla DYKD, 2015’den bu yana Marmara’ya 650’nin üzerinde mercan kolonisi ekti. Bu ekimler dikkatli planlanma gerektiriyor. Çünkü herhangi bir türü herhangi bir alana ezbere taşımak bilimsellikten uzak, hatta riskli. O tür daha önce orada yayılış göstermiş mi, alandaki diğer türlerle nasıl etkileşimleri olabilir, beklenmeyen sonuçlar doğabilir mi gibi birçok nokta önden değerlendirilmeli. Nakil sonrası süreç de mutlaka izlenmeli. DYKD, ekilen mercanlar sağl ıklı gelişiyor mu, insan müdahalesi olmadan üreyebiliyor mu, diğer türlere uyum sağlıyor mu, beklenmeyen gelişmeler var mı gibi soruları yanıtsız bırakmamak için düzenli dalışlarla hem mercanları hem de diğer türleri izliyor.

Deniz Dibindeki Sessiz Tehdit: Hayalet Ağlar
Çeşitli nedenlerle denizlerde kaybolan ya da bırakılan av araçları, özellikle de balıkçı ağları, yıllar boyunca deniz dibinde pasif olarak avlanmaya devam ediyor. Bu yüzden “hayalet ağ” olarak anılıyorlar. Bu ağlar yalnızca balıkları değil, deniz kaplumbağalarından deniz kuşlarına, dipte yaşayan omurgasızlardan (mercan toplulukları dâhil) yosunlara kadar birçok canlıyı etkiliyor. Sentetik malzemelerden üretildikleri için doğada onlarca yıl bozulmadan kalabiliyor, zamanla da parçalanarak mikroplastik kirliliğini artırıyorlar.
Bu ölümcül tuzaklar, deniz tabanındaki yaşam alanlarını da fiziksel olarak tahrip ediyor. Yoğun şekilde biriktikleri yerlerde, mercanların beslenmesini ve deniz çayırlarının fotosentez yaparak oksijen üretmesini engelliyor, akıntıyla sürüklenirken de bu canlıları yerlerinden sökebiliyorlar. Bu canlılar karbon tutma özelliğine sahip olduğundan, tahrip olmaları bu önemli ekosistem hizmetini de sekteye uğratıyor. Mercan ve deniz çayırı habitatlarının zarar görmesi, buraları barınma ya da üreme alanı olarak kullanan diğer canlıları da olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla, deniz tabanındaki hayalet ağların temizlenmesi de ekosistem sağlığını destekleyen bir restorasyon müdahalesi.
DYKD şimdiye dek Marmara Denizi’nden 350.000 m2’nin üzerinde hayalet ağ temizledi. Bu ağlar file çantalar, aksesuarlar, güneş gözlükleri gibi ürünlere dönüştürülüyor. Böylece hem atığı hammaddeye dönüştürerek, sıfırdan plastik üretilmesinin (dolayısıyla da fazladan fosil yakıt kullanılmasının) önüne geçiliyor hem de “denizi kirleten plastik, günlük hayatta kullanacağınız bir ürüne dönüştü” diyerek somut bir hikâye anlatılıyor.
Dijital Çağda Veri Toplamak
Denizler birçok çevresel baskıya açık, dinamik, hızlı değişebilen ekosistemler. Bu sistemleri anlamak ve etkin şekilde yönetebilmek için de sürekli ve güvenilir veri setlerine ihtiyaç var. Fakat bilimsel çalışmalar genellikle kısıtlı bütçelerle ve yeterince kalabalık olamayan ekiplerle yürütülüyor. Araştırmacılar her an her yerde olamadığından, sahadan düzenli ve güvenilir veri akışı sağlamak zor. Bu noktada, vatandaş bilimi uygulamaları devreye giriyor. Vatandaş bilimi, geniş coğrafyalarda veri toplamaya yardım etmenin yanında, halkın doğaya ve karşısındaki tehditlere yönelik farkındalığını da artırıyor. İ nsanlar korunan bir alanı sadece izlemek yerine koruma çalışmalarına doğrudan katkı sağlayabildiklerinde orayı daha çok sahipleniyorlar.
DYKD’nin geliştirdiği Mavi Atlas adlı mobil vatandaş bilimi uygulaması da bunu amaçlıyor. Ücretsiz olarak indirilen uygulamaya, dalış yapan, balık tutan ya da sadece kıyıda gezen herkes gördüğü türleri kayıt olarak girebiliyor. Böylece, halkın da katkısıyla veri tabanı sürekli büyüyor ve önemli bilgi açıkları kapatılabiliyor. Toplanan veriler hassas habitatları belirlemeye, tehdit altındaki türleri izlemeye, istilacı türleri takip etmeye ve koruma önceliklerini bilimsel temellere dayandırmaya katkı veriyor. Bu bağlamda, karar vericiler için de güçlü bir planlama ve izleme aracı. Fakat bazı hassas türlere ait veriler, koruma amaçlarının iyiliği için tüm kullanıcılarla açık şekilde paylaşılmıyor.
Biyoçeşitlilik ve risk verilerinin yerel yönetim planlamalarına entegre edilmesiyle hassas alanları ve koruma önceliklerini belirlemek mümkün. Sonrasındaki adım, koruma alanları için yerel düzeyde uygulanabilir yönetim planlarının hazırlanması. Bu planlar da izleme sistemleri, denetim mekanizmaları ve paydaş katılımını içermeli. Paydaş katılımı hem finansal hem de operasyonel kapasiteyi artırarak daha etkili sonuçlara ulaştırıyor.

Sonuç: Veri Temelli Koruma ile Yaşayan Kentler
Kentlerin ruhu kabul edilen denizler çoğu zaman ihmal edilen ekosistemler. Oysa sağlıklı bir deniz, sağlıklı bir kent yaşamının temeli. Yalnızca birer kaynak değil denizler, korunması ve anlaşılması gereken karmaşık yaşam ağları. Yoğun insan baskına karşın onları sağlıklı hale getirebilmenin, kalıcı sonuçlara ulaşabilmenin anahtarı da çoklu koruma yaklaşımları: alanı koru, sahada aktif çalış, veri topla, durumu takip et, gerekirse müdahale et ya da strateji değiştir.
Verilere dayalı koruma ve çok paydaşlı iş birlikleri, “deniz ve kent” ilişkisini yeniden kurmak için güçlü araçlar. Marmara Denizi’nde yürütülen çalışmalar da deniz ekosistemlerinin bu yolla iyileştirebileceğine dair olumlu işaretler veriyor. Bu tip çal ışmalar tüm kıyılarımızda yapılabilir; yerel yönetimler vatandaş bilimi için farkındalık ve veri toplama kampanyaları düzenleyebilir, düzenli deniz dibi tarama ve hayalet ağ tespiti programları oluşturulabilir, hatta marinalar ve balıkçılarla birlikte atık ağ geri kazanım sistemleri kurulabilir.
Bu çalışmalar yalnızca bir kurumun değil, yerel yönetimler, sivil toplum ve bilim dünyasının birlikte hareket etmesiyle ölçeklenebil ir. Umuyoruz ki ülkemizdeki deniz koruma alanlarının sayısı artar ve aynı amaç için çalışan araştırmacılar güçlerini birleştirerek daha büyük adımlar atabilir.

*Deniz Yaşamını Koruma Derneği
Bu yazı, Kent dergisinin Mayıs-Ağustos 2026 tarihli onyedinci sayısında yayımlanmıştır.
Derginin tamamını MBB Kültür Yayınları sitesinden buraya tıklayarak indirebilirsiniz.