17.07.2026

Havanda Su Dövmemek İçin

Yazan: Cem Bico

İklim krizinin Türkiye açısından en hissedilir olduğu mesele kuraklık olsa gerek. Bu hem kentler hem de kırsal alanlar açısından geçerli. İzmir ve Ankara’da yılbaşına kadar su kesintileri yaşanan bir sezonun ardından son dönemin en yağışlı yılını geçiriyoruz. Fakat 30 Nisan 2026 itibarıyla iki şehirde barajların doluluk oranı sırasıyla ancak yüzde 49 ve 42’ye ulaşabilmiş. Uzmanlar bu yılki yağışların uzun erimli kuraklık riskini ortadan kaldırmadığını belirtiyor.

Küresel iklim değişikliğinin önüne geçilmediği sürece kuraklık konusunda yapılabilecek şeyler sınırlı kalıyor. Dolayısıyla iklim değişikliğinden bahsetmeden kuraklığa odaklanmak havanda su dövmek olur. Susuz Yaz filminin İzmir’e bağlı Bademler köyünde çekildiği 1963 yılında küresel ısınma çoktan başlamıştı. Sıcaklıklar sanayi öncesi dönemin (IPCC’ye göre 18501900 dönemi ortalaması olan baz değerin) 0,3-0,4 derece üzerindeydi. Bu artış 1970’lerin ortalarından itibaren giderek hızlandı ve bugün, Paris Anlaşması çerçevesinde benimsenen 1,5 derece hedefini bile aşmanın eşiğine dayandı. 1,5 derece yumurta haşlarken hiçbir şey değil, ancak küresel ortalama sıcaklık söz konusu olduğunda devasa maddi ve beşeri maliyetleri olan çoklu krizleri beraberinde getiriyor.

İklim değişikliği yalnızca küresel sıcaklıklarda artış anlamına gelmiyor, örneğin yağış rejimlerini de değiştiriyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz Bölgesi'ni etkileyen kuraklıklar doğal iklim değişikliği döngüleriyle açıklanamıyor; bunlar, insani faaliyetler kaynaklı (kömür, petrol, doğalgaz vb.) “mega-kuraklıklar” olarak adlandırılıyor. Aynı zamanda aşırı hava olaylarının sıklığı ve gücünde de artış yaşanıyor. Yani kuraklıkların yanı sıra aşırı sıcakları, geç donları, sel ve fırtınaları da hesaba katmamız gerekiyor.

Ne yapılması gerektiği sorusuna buradan başlayacak olursak, en öncelikle fosil yakıtların kullanımından kaynaklı sera gazı salımının önüne geçilmesi şart görünüyor. Bu da “önlemler” başlığı altına sığdırılamayacak kadar kapsamlı bir dönüşümü gerektiriyor. Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş küreselden yerele bütün ekonomik işleyişin kapsamlı bir dönüşümü demek. Yani mevcut insan medeniyetinin tüm enerji üretme ve tüketme rejimini yenilemesi gereğinden bahsediyoruz. Ancak hem devletler bu konuda eşit düzeyde istekli değil – fosil ekonomiler Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması çerçevesinde yürütülen müzakereleri ciddi biçimde frenliyor – hem de fosil yakıt şirketleri lobi güçlerini kullanarak ulusal ve uluslararası siyaseti kendi çıkarları istikametinde yönlendiriyor. Büyük kârlardan vazgeçmek kolay değil tabii...

Şimdi tahterevallinin öbür ucuna geçip Anadolu’nun kuraklıktan etkilenen herhangi bir köyüne gidelim. Türkiye çiftçi profilinin sayısal olarak ana omurgasını oluşturan küçük-orta ölçekli ve geçimi bıçak sırtı olan bir üreticiye odaklanalım. Geçtiğimiz yılın zirai donundan etkilendi, ama ayakta kalmayı başardı. Gübre fiyatları İran’a yönelik savaşın ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması sonucu hızla artarken üreticinin sattığı ürünün fiyatı o kadar artmıyor. Enflasyondan dolayı diğer girdiler ve kendi masrafları da artıyor. Bütün bunların üzerine bir de tarımsal kuraklık ve aşırı sıcak dalgaları gelse, ürün tarlada kavrulsa, bir yıl daha dayansa, ikinci yıl ne yapacak? Diyelim yeraltı suyu kullanıyor, kuraklıkla ona yüklendi. Şimdi su bitti, sondajı derinleştirmesi gerekti, masraf, böylece elektrik faturası arttı, gene masraf. Nereye kadar çözüm bulabilir?

Kazananlar-kaybedenler denklemi böyleyken ve kuraklığın sebebi, yani asıl sorumlusu ortadayken biz neler konuşuyoruz? Şehirli orta sınıflar şöyle şeyler diyor: “Suyun yüzde 70 küsuru tarımda kullanılıyor, salma sulamayla tarla sulanırken bana neden ‘Dişini fırçalarken musluğu kapat’ deniyor?” Tarımla uğraşan bir ziraat mühendisi ise şöyle diyor: “Suyun yüzde 70’inin tarımda kullanıldığı söyleniyor. Şehirde yediğin sebzenin dörtte üçü su zaten. Onu yeme o zaman! Susuz nasıl yetişecek o sebze?”

Tarımsal sulamanın tüm dünyadaki toplam su kullanımının yüzde 40 ila 90’ına karşılık geldiği ve bu oranın gelişmişlik düzeyinin artışıyla birlikte düştüğü söyleniyor. Yeni yayınlanan 2026-2035 Ulusal Su Planı’na göre ise bu oran Türkiye’de yüzde 79 ve son yıllardaki eğilim de azalma değil, artma yönünde. Salma sulamanın payı 2003’ten 2024’e gelindiğinde yüzde 94’ten 67’ye düşmüş. Ancak salma sulamada kullanılan suyun toplam miktarına baktığımızda, aynı dönemde 27,8 milyar m³’ten 32,6 milyar m³’e yükseldiğini görüyoruz. Yani diğer yöntemlerle yapılan sulamanın miktarı artarken paralel olarak salma sulama miktarı da artmış.

Bu tablo su tasarrufunda tarımsal sulamanın önemine işaret ediyor. Yüzey/salma/vahşi sulama yöntemiyle sulanan alanlara baktığımızda sebzeden ziyade mısır, pamuk, yonca, şeker pancarı gibi ürünlerin ön plana çıktığını görüyoruz. Mısır, İç Anadolu’nun kuruyan gölleri, obruklar, kaçak sondaj kuyuları ve düşen yeraltı su seviyesi bağlamında sıkça gündeme geliyor. Bilim insanları belirli senaryolar kapsamında, 2080 yılına gelindiğinde Beyşehir Gölü’nün de Meke, Eber ve Marmara gölleri gibi tamamen kurumuş olabileceği uyarısını yapıyor. Enerji sektöründe çalışan bir iktisatçının yorumuyla, “Konya’da mısır ekimi yasaklansın, Anadolu’nun ortasında mısırın ne işi var? Mısır Karadeniz’de yetiştirilsin.” Fakat Konya büyükbaş hayvan sayısında Türkiye’de birinci sırada. Silajlık mısır tamamen hayvan yemi olarak üretiliyor, asıl sulamaya dayalı dane mısırın da yüzde 88’i yem olarak kullanılıyor. Türkiye mısırda kendine yeten bir ülke de değil üstelik; Ukrayna ve Rusya’dan ithalat yapılıyor. Yani meseleyi sadece Konya’daki üreticinin ürün tercihine indirgemek kolaycılık olur.

Tam da bu noktada, iklim mücadelesinin şu sloganını hatırlamak lazım: “Kimseyi geride bırakmadan…” Nitekim “iklim adaleti” ilkesi de bunu ifade ediyor. Evet, iklim krizi karşısında izlenecek uyum politikaları çerçevesinde su yönetimine dair ciddi adımlar atılması gerektiği açık. Yeraltı ve yer üstü sularının kullanımı, kentsel ve tarımsal kullanım ve kömürle çalışan termik santrallerin su tüketimi acil müdahale edilmesi gereken alanlar. Ancak buralarda günah keçileri üretip sorumluluğu ve maliyeti onlara yüklemek yerine, köprüler kurarak alternatif döngüleri inşa etmek gerçek bir çözüme ulaşma olasılığını artıracaktır.

Türkiye ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi’nde COP Başkanlığını “Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında köprü olma” iddiasıyla üstlendi. Böyle bir yaklaşım iklim diplomasisinde başarı getirebilir. Ancak başarılı iklim politikaları için benzer köprülerin ulusal çerçevede de kurulması elzem.

Tarımsal su kullanımı meselesi, tüketimi de analize dahil ettiğiniz anda bir köylü/çiftçi meselesi olmaktan çıkıyor. Kentlerin iklim krizinin nedeni olduğu gibi, çözümlerini de barındırdığı sıkça vurgulanıyor. Eğer ürün deseninin kuraklaşan yağış rejimine ve aşırı sıcaklara uyum sağlaması yönünde bir politika izlenecekse, burada tüketime ve üreticiyle tüketiciyi ya da türeticiyi buluşturan yapılara büyük rol düşüyor. Yerel yönetimler, İBB’nin üretici pazarları gibi uygulamalar, verilen tarımsal desteklerin su yönetimini de kapsayacak şekilde genişletilmesi ve agroekolojik üretimin teşvik edilerek yaygınlaştırılması yoluyla söylemsel düzeyde karşımıza çıkan kent-kır karşıtlığını kent-kır dayanışmasına dönüştürme imkânına sahip. Kentler ve kentliler “Konya çiftçisi mısır yerine ne ekmeli?” sorusuna kendi cevabını üretip elini taşın altına koyabilir.

Kent odaklı su hasadı, geçirimsiz yüzeylerin geçirimli hale getirilmesi, kimi belediyelerde yüzde 70 seviyelerine kadar varan şebeke kaçaklarının giderilmesi, gri suların değerlendirilmesi gibi politikalar, kentlerde izlenecek gıda politikalarıyla tamamlanabilir. Örneğin Seyhan Belediyesi’nin öncülüğünü yaptığı pazar atıklarından kompost üretimi gibi uygulamalarla, halihazırda yüzde 1’lerde seyreden toprak organik maddesi artırılabilir. Bu da bitki kullanımına uygun su miktarının iki katına veya daha da yukarı çıkarılması demek. Artan organik madde oranının sağlayacağı besin maddesi artışı da cabası.

Yerel yönetimlerin yetki, bütçe, kapasite ve genel çalışma koşullarının yanı sıra merkezî hükümetle olan iş birliğinin iyileştirilmesi de iklim politikalarının başarısı için kritik önem taşıyor. Uluslararası iklim terminolojisinde buna “çok katmanlı yönetişim” deniyor. Kuzey, Güney, Doğu, Batı derken memleket içerisindeki köprüleri de gözden kaçırmamak gerek.

Diğer İçerikler Blog

Yağmur Suyunu Kaynak Olarak Görmek: Kentsel Su Yönetiminde Yeni Bir Çerçeve
#Kentleşme#Kültür

Yağmur Suyunu Kaynak Olarak Görmek: Kentsel Su Yönetiminde Yeni Bir Çerçeve

13.07.2026 Devamını Okuyun >
Yağmur Suyunu Kaynak Olarak Görmek: Kentsel Su Yönetiminde Yeni Bir Çerçeve
#Kentleşme#Kültür

Yağmur Suyunu Kaynak Olarak Görmek: Kentsel Su Yönetiminde Yeni Bir Çerçeve

13.07.2026 Devamını Okuyun >
Şehirleri Yeniden Düşünmek: Urban Future'dan Notlar
#Kentleşme#Kültür

Şehirleri Yeniden Düşünmek: Urban Future'dan Notlar

10.07.2026 Devamını Okuyun >
Şehirleri Yeniden Düşünmek: Urban Future'dan Notlar
#Kentleşme#Kültür

Şehirleri Yeniden Düşünmek: Urban Future'dan Notlar

10.07.2026 Devamını Okuyun >
COP31’e Doğru: Hakikatten Uygulamaya
#ÇevreYönetimi

COP31’e Doğru: Hakikatten Uygulamaya

09.07.2026 Devamını Okuyun >
COP31’e Doğru: Hakikatten Uygulamaya
#ÇevreYönetimi

COP31’e Doğru: Hakikatten Uygulamaya

09.07.2026 Devamını Okuyun >
Gezegenimizin Sessiz Çığlığı: Atık Kriziyle Yüzleşmek ve Sıfır Atık Geleceğini İnşa Etmek
#ÇevreYönetimi#SürdürülebilirKalkınmaAmaçları

Gezegenimizin Sessiz Çığlığı: Atık Kriziyle Yüzleşmek ve Sıfır Atık Geleceğini İnşa Etmek

24.03.2026 Devamını Okuyun >
Gezegenimizin Sessiz Çığlığı: Atık Kriziyle Yüzleşmek ve Sıfır Atık Geleceğini İnşa Etmek
#ÇevreYönetimi#SürdürülebilirKalkınmaAmaçları

Gezegenimizin Sessiz Çığlığı: Atık Kriziyle Yüzleşmek ve Sıfır Atık Geleceğini İnşa Etmek

24.03.2026 Devamını Okuyun >
Dünya Su Günü 2026 Yılı Teması: Su ve Cinsiyet
#ÇevreYönetimi#SürdürülebilirKalkınmaAmaçları

Dünya Su Günü 2026 Yılı Teması: Su ve Cinsiyet

19.03.2026 Devamını Okuyun >
Dünya Su Günü 2026 Yılı Teması: Su ve Cinsiyet
#ÇevreYönetimi#SürdürülebilirKalkınmaAmaçları

Dünya Su Günü 2026 Yılı Teması: Su ve Cinsiyet

19.03.2026 Devamını Okuyun >
İlhan Tekeli’nin Gündelik Yaşam, Yaşam Kalitesi ve Yerellik Kitabı Üzerine
#Kültür

İlhan Tekeli’nin Gündelik Yaşam, Yaşam Kalitesi ve Yerellik Kitabı Üzerine

23.02.2026 Devamını Okuyun >
İlhan Tekeli’nin Gündelik Yaşam, Yaşam Kalitesi ve Yerellik Kitabı Üzerine
#Kültür

İlhan Tekeli’nin Gündelik Yaşam, Yaşam Kalitesi ve Yerellik Kitabı Üzerine

23.02.2026 Devamını Okuyun >