COP31’e Doğru: Hakikatten Uygulamaya
Yazan: Merve Ağca*
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC - United Nations Framework Convention on Climate Change) kapsamında, 198 Tarafın temsilcilerini bir araya getiren ve iklim politikalarının şekillendirildiği en üst düzey karar alma organı olan Taraflar Konferansı’nın (COP - Conference of the Parties) 30’uncusu, 11-21 Kasım 2025 tarihleri arasında Brezilya’nın Belém kentinde düzenlendi. Konferans, UNFCCC çerçevesinde kabul edilen yasal düzenlemelerin uygulanmasının değerlendirilmesi ve küresel iklim mücadelesine yön veren kararların alınması açısından kritik bir platform oluştururken uygulama süreçlerine ve özellikle fosil yakıtlardan çıkış, iklim finansmanı ve adil geçiş konusundaki belirsizliklerle ilgili tartışmaları da bir kez daha gündeme getirdi.
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın “Hakikat COP’u” isimlendirmesi, konferansın temel eksenini oluştururken COP30, iklim biliminin ve çok taraflılığın giderek daha fazla sorgulandığı bir küresel bağlamda gerçekleştirildi. Yanlış bilgilendirmeler, bilgi manipülasyonu ve jeopolitik gerilimler karşısında bilimin Paris Anlaşması’nın ve çok taraflı iklim rejiminin savunulması gibi konular tartışıldı. Konferans sürecinde uygulama açığı, finansman ihtiyacı ve çok düzeyli yönetişim gerekliliği güçlü biçimde vurgulanmış olsa da bu alanlarda somut ve bağlayıcı ilerlemelerin sınırlı kaldığı görülüyor. Bu bağlamda COP30, küresel iklim rejiminde uygulama odaklı bir yönelim değişimini açık biçimde ortaya koymakla birlikte, bu dönüşümün ne ölçüde hayata geçirileceği hâlen belirsizliğini koruyor. Özellikle iklim finansmanının ölçeği, yerel ve alt-ulusal aktörlerin karar alma süreçlerine entegrasyonu ve adil geçişin uygulanabilirliği gibi başlıklar ile cinsiyet eşitliği önümüzdeki dönemde çözüm bekleyen temel meseleler olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede COP30, yönelimleri netleştiren ancak uygulamaya ilişkin belirsizlikleri büyük ölçüde COP31 ve sonrasına bırakan bir ara eşik.
DİYALOG, UZLAŞI VE AKSİYON
COP31 ve Dünya Liderler Zirvesi 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye ev sahipliği ve Dönem Başkanlığında Antalya’da gerçekleştirilecek. Türkiye-Avustralya iş birliği modeli nedeniyle bazı roller paylaşılmış durumda. Müzakere Başkanlığı görevi Avusturalya adına İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen tarafından yürütülecek olan COP31’in Eylem Gündemine ise Türkiye liderlik edecek. Bu kapsamda, COP31 Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum’un ev sahipliğinde 11–12 Şubat 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen başlangıç toplantısında, Türkiye’nin konferansı sonuç odaklı ve uygulamaya yönelen bir çerçevede ele alacağı vurgulanırken “Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon” ilkeleri doğrultusunda şekillenen süreçte, çok paydaşlı iş birliğinin güçlendirilmesi, taraflar arasında güvenin yeniden tesis edilmesi ve COP30 kararlarının sahaya yansıtılması öncelikli hedefler olarak ilan edildi.

Son yıllarda COP zirvelerine yönelik en büyük eleştirilerden biri, açıklanan hedeflerle sahadaki dönüşüm arasındaki mesafenin giderek açılmasıydı. Emisyon azaltım taahhütleri, net sıfır hedefleri ve iklim finansmanı tartışmaları çoğu zaman uygulama kapasitesine dönüşmekte zorlandı. Zirvenin resmi yaklaşımında öne çıkan “Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon” vurgusu da bu nedenle dikkat çekici. Çünkü bugün iklim krizine ilişkin temel mesele artık yalnızca hedef açıklamak değil; açıklanan hedeflerin kentlerde, altyapılarda, ulaşım sistemlerinde ve gündelik yaşamda nasıl karşılık bulacağı sorusu etrafında şekilleniyor. Bu kapsamda COP31, müzakere süreçlerinin ötesine geçerek somut uygulamaları ve politika uyumunu öne çıkaran bir “Uygulama COP’u” ve “Geleceğin COP’u” olarak konumlandırılıyor.
COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması, küresel iklim yönetişimi açısından önemli bir diplomatik ve yönetsel fırsat. Türkiye’nin farklı bölge ve kalkınma grupları arasında yer alan konumu, iklim finansmanı, adil geçiş ve sorumluluk paylaşımı gibi başlıklarda farklı tarafların yaklaşımlarının bir arada ele alınmasına elverişli bir zemin. Bu bağlamda, COP31 sürecinin geçmiş, mevcut ve gelecek dönemin COP başkanlıklarının eş güdümüyle ‘Troika yaklaşımı’ çerçevesinde yürütüldüğü; Türkiye ve Avustralya olarak Azerbaycan ve Brezilya ile yakın iş birliği içerisinde sürecin devam ettiği ve bu noktada Avustralya ile iş birliği içerisinde hem Akdeniz hem de Pasifik bölgeleri arasında bir köprü kurulması hedeflendiği ifade ediliyor.
COP31’İN TEMATİK ÖNCELİKLERİ
Sıfır Atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımının güçlendirilmesi, temiz enerji dönüşümünün hızlandırılması, yeşil ve düşük karbonlu sanayileşmenin desteklenmesi, kırılgan bölgelerin, okyanusların ve denizlerin dayanıklılığının artırılması, gıda güvenliğinin desteklenmesi ve sürdürülebilir tarım sistemlerinin geliştirilmesi, iklime dayanıklı ve sürdürülebilir şehirlerin teşvik edilmesi, iklim eylemini destekleyen finansal ve kurumsal mekanizmaların güçlendirilmesi, gençlerin aktif katılımının artırılması, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve arazi bozunumunun birlikte ele alınmasına yönelik sektörler arası eylemin teşvik edilmesi COP31 odak alanları arasında yer alıyor. Eylem Gündeminin kesinleşmesi içinse Haziran ayında Bonn’da gerçekleştirilecek İklim Konferansı bekleniyor.

ÇÖZÜM ÜRETEN KENTLER: COP31 VE YERELDE İKLİM EYLEMİ
İklim krizi kuraklık, aşırı sıcaklıklar, seller, orman yangınları, su stresi ve hava kirliliği gibi olaylarla gündelik yaşamı doğrudan etkilemeye devam ederken ekonomi, kentleşme, sağlık, barınma, ulaşım ve toplumsal eşitsizliklerle doğrudan ilişkili çok katmanlı bir yönetişim meselesi haline gelmiş durumda. Tam da bu noktada kentler, iklim krizinin etkilerinin en yoğun hissedildiği ancak aynı zamanda çözüm üretme kapasitesinin de en güçlü biçimde ortaya çıktığı alanlar olarak öne çıkıyor.
Enerji tüketiminin, karbon emisyonlarının ve kaynak kullanımının önemli kısmı şehirlerde gerçekleşirken yenilikçi çözümler, toplumsal dayanışma modelleri ve dönüşüm kapasitesi de yine kentlerde ortaya çıkıyor. Bu nedenle COP31 sürecinin en önemli başlıklarından biri, yerel yönetimlerin iklim eylemindeki rolü olacak gibi görünüyor. Çünkü artık belediyelerin yürüttüğü ulaşım, atık yönetimi, su altyapısı, enerji verimliliği, yeşil alan planlaması ve sosyal dayanıklılık politikaları yalnızca yerel hizmetler olarak değerlendirilmiyor; küresel iklim hedeflerinin doğrudan parçası.
İklim krizinin kentlerde yarattığı etkiler de eşit dağılmıyor. Aşırı sıcaklıklar, hava kirliliği, su stresi ve afet riskleri çoğu zaman düşük gelirli mahalleleri, kırılgan grupları ve kamusal hizmetlere erişimi sınırlı kesimleri daha yoğun biçimde etkiliyor. Bu nedenle iklim politikaları artık yalnızca karbon azaltım hedefleriyle değil; barınma, kamusal alanlara erişim, sağlıklı çevre ve temel hizmetlere eşit erişim gibi kent hakkı tartışmalarıyla birlikte ele alınıyor.
Ancak kentlerin dönüşüm kapasitesini belirleyecek temel meselelerden biri de finansman. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yerel yönetimlerin iklim uyumu ve dirençlilik yatırımları için ihtiyaç duyduğu kaynaklara erişim hâlen önemli bir sorun alanı. Bu nedenle COP31 sürecinde iklim finansmanının yerel ölçeğe nasıl aktarılacağı da temel tartışma alanları arasında.
COP31 hazırlıklarında öne çıkan bir diğer önemli başlık ise sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımı. Kaynakların sınırsız olmadığı gerçeği artık yalnızca çevresel değil ekonomik bir mesele olarak da tartışılıyor. Bu nedenle üretim ve tüketim alışkanlıklarının dönüşümü, kent politikalarının merkezine yerleşmeye başlıyor. Kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir kent politikaları etrafında şekillenen bu yapı, önümüzdeki dönemde şehirlerin küresel iklim yönetişimindeki rolünün daha da görünür hale geleceğine işaret ediyor. Atık yönetimi bugün belediyelerin en temel hizmet alanlarından biri olmasına rağmen mesele artık yalnızca atığı toplamak değil; atığın oluşumunu azaltmak, yeniden kullanım sistemleri geliştirmek ve kaynak verimliliğini artırmak olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım kentleri yalnızca tüketim merkezleri olmaktan çıkarıp üretim, paylaşım ve döngüsellik ekseninde yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
ULUSLARARASI SIFIR ATIK ŞEHİR AĞI
Türkiye lansmanı Nisan 2026’da İstanbul’da gerçekleştirilen ve kentler arası iş birliğini güçlendirmeyi hedefleyen Uluslararası Sıfır Atık Şehir Ağı da öne çıkan girişimlerden biri olarak dikkat çekiyor. Basel Sözleşmesi Asya ve Pasifik Bölgesel Merkezi (BCRC China) tarafından 2022 yılında başlatılan ağ, sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte yaygınlaştırılması, iyi uygulamaların paylaşılması ve belediyeler arasında ortak bir öğrenme zemini oluşturulmasını amaçlayan ağda Türkiye’den 20 belediye yer alıyor. Özellikle büyükşehirlerde artan tüketim baskısı, inşaat atıkları, plastik kullanımı ve gıda israfı gibi başlıklar düşünüldüğünde döngüsel ekonomi politikalarının önümüzdeki dönemde daha belirleyici hale geleceği açık.
KARARLARIN ÖTESİNDE ORTAK BİR ARAYIŞ
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması aynı zamanda sembolik açıdan da önemli. Akdeniz havzası, iklim krizinden en yoğun etkilenecek bölgeler arasında gösteriliyor. Kuraklık, orman yangınları, sıcak hava dalgaları ve kıyı kırılganlıkları bölge kentleri açısından giderek daha ciddi riskler oluşturuyor. Bu niteliğiyle de COP31, Akdeniz coğrafyasının ortak kırılganlıklarını ve ortak çözüm arayışlarını da görünür hale getirecek.
Önümüzdeki dönemde asıl belirleyici mesele ise COP31’de hangi kararların alınacağından çok, bu kararların kentlerde nasıl karşılık bulacağı olacak. Çünkü iklim krizinin gerçek etkileri de çözümleri de doğrudan şehirlerde görünür hale geliyor. Bu bağlamda merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, uygulama kapasitesinin artırılması ve çok düzeyli iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi kritik önem taşıyor. Antalya’da düzenlenecek COP31’in bu nedenle yalnızca diplomatik bir zirve değil; kentlerin deneyimlerini paylaştığı, yerel çözümlerin görünür hale geldiği ve uygulama kapasitesinin tartışıldığı çok aktörlü bir platform olması bekleniyor.
*MBB Çevre Yönetimi Koordinatörü & Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Merkezi Direktörü
Bu yazı, Kent dergisinin Mayıs-Ağustos 2026 tarihli onyedinci sayısında yayımlanmıştır.
Derginin tamamını MBB Kültür Yayınları sitesinden buraya tıklayarak indirebilirsiniz.