Marmara Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Nail Yılmaz, Birlik Dergisi’nin 70. Sayısında yayınlanan makalesinde, uluslararası spor organizasyonlarının şehirlere kattığı ekonomik ve politik değeri anlattı. Aynı zamanda Marmara Belediyeler Birliği’nde danışmanlık yapan Sosyolog Nail Yılmaz, sporun ulusal sınırları aşarak küresel bir boyut kazandığını; bununla birlikte devletlerin ideolojik, kültürel ve politik mücadelelerinde de spor olgusunun önemli işlevler üstlenmeye başladığını belirtti.
Sosyolog Yrd. Doç. Dr. Nail Yılmaz’ın kaleminden;
Yirminci yüzyılın en önemli gelişmelerinden bir tanesi de modern ve rekabetçi spor olgusunun ortaya çıkması ve yaygınlık kazanması olmuştur. Bu gelişmenin temelinde spordan elde edilen başarıların kitlesel eğlenceye olan katkısı ile sporun uluslararası politik ve ideolojik mücadelelerdeki simgesel değeri ve sporun ticarileşmesi olgusu yatmaktadır. Bu gelişmeler, toplumsal katmanlaşmada ekonomik ve sosyal olarak en altta yer alan bazı çevrelerin, sporu kullanarak daha üst katmanlara tırmanmalarına aracılık etmiştir. Ayrıca şirketlerin bölgesel, ulusal ve uluslararası spor olaylarının sponsorluğunu yaparak, görünürlüklerini arttırdıkları ve bu işten ciddi ticari kazanımlar elde ettikleri görülmüştür. Ancak spordan yararlanma faaliyetleri, sadece kişiler ve şirketler düzeyinde kalmamış; yaptığı etkiye paralel olarak devletler ve hükümetlerin de yararlandığı bir faaliyete dönüşmüştür.
Devletlerin ve hükümetlerin spordan yarar sağlaması noktasında ilk dikkat çeken husus, devletlerin politik ve ideolojik mücadelelerinde uluslararası spor müsabakalarını, sıklıkla kullanıyor olmalarıdır. Zira spor olgusu, ulusal sınırları aşarak küresel bir boyut kazanırken devletlerin ideolojik, kültürel ve politik mücadelelerinde de önemli işlevler üstlenmeye başlamıştır. Bu manada spor, bazen devletler tarafından lehlerine bir propaganda aracı olarak kullanılırken bazen de istenmeyen yönetimlerin - devlet-üstü politikalar aracılığıyla - izole edilmeleri ve dışlanmaları anlamında olumsuz bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Bu konuda farklı örnekler göstermek mümkündür, ancak sporun bu şekilde kullanılması hususunda en dikkat çeken örneklerin başında, 1936 yılında Berlin Olimpiyatları’nın Naziler tarafından kendi lehlerine kullanılmaya çalışılmasıdır. Zira Naziler, söz konusu olimpiyatlarda sporu kullanarak kendi ideolojilerini ve politikalarını dünya kamuoyu önünde makul göstermeye ve ideolojilerini yaymaya çalışmışlardır. Sporun bir cezalandırma aracı olarak kullanılmasında ise geçmişte ırkçı yönetimi benimsemiş olan Güney Afrika’nın belli bir dönem spor müsabakalarından yalıtılmış olması iyi bir örnek olacaktır.
Politik yaklaşım açısından bir diğer dikkat çeken husus ise; sporun, başarı ve başarısızlığa bağlı olarak uluslararası rekabette devletler ve iktidar blokları arasında mutlak bir mücadelenin aracı olarak işlevler üstlendiğidir. Öyle ki soğuk savaş dönemindeki sosyalist ve komünist bloğu temsil eden ülkelerin sporcuları ile liberal demokrat bloğu temsil eden ülkelerin sporcuları arasındaki rekabet, politik ve ideolojik bir mücadelenin yansıması olarak algılanmıştır. Fakat spordan faydalanma noktasında asıl dikkat çeken husus, kapitalizmin yükselmesiyle birlikte ticarileşen spor olgusunun, devletlerin politik ve ideolojik tanıtımlarına olan katkısı yanında ekonomik alana olan katkısıdır. İşte bu yüzdendir ki yönetimlerin hemen hepsi uluslararası spor müsabakalarını kendi ülkelerinde gerçekleştirebilmek için ciddi mücadelelere girişmişlerdir. Bu bakımdan Olimpiyatlar, Dünya Kupası, Amerikan Kupası, Avrupa Futbol Şampiyonası, Formula 1 gibi uluslararası spor karşılaşmaları büyük önem arz etmektedir. Zira bütün dünyada ilgi uyandıran söz konusu spor oyunları, gerçekleştirildiği ülkelerin ve şehirlerin tanınırlıklarını artırdıkları gibi ticari-ekonomik kazanımlarını da yakından etkilemektedirler. Nitekim yapılan bir araştırmaya göre 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları’nın dünya genelinde 16 günde yaklaşık olarak 4 milyar kişi tarafından izleneceği tahmin edilirken ekonomik değerinin 8,3 milyar Euro civarında bir hacme ulaşacağı ifade edilmiştir. Yine aynı dönem için Dünya Kupası’nın yaratacağı ekonomik değer 6,7 milyar Euro iken, Amerikan Kupası’nın yaratacağı ekonomik değerin ise 5,1 milyar Euro civarında olacağı düşünülmektedir.
Bu veriler bizatihi şehirlerin spor olaylarını kullanarak tanınırlıklarını artırmaları ve bu tür faaliyetlerden yararlanmalarının kaçınılmaz bir hal aldığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Zira spor olaylarının ülkelerden çok şehirler ile birlikte anılması, söz konusu şehirleri dünya ölçeğinde tanınır kılarken ekonomik, sosyal ve kültürel bakımlardan da ciddi faydalar sağlayabilmektedir. İşte bu nedenledir ki 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın Türkiye’de yapılacak olması büyük önem arz etmektedir. Zira basketbol şampiyonası bugüne kadar Türkiye'de yapılan en büyük organizasyon olması bakımından sembolik bir değer taşımaktadır. Dahası maçların Türkiye’nin farklı şehirlerinde yapılıyor olması söz konusu şehirleri küresel ölçekte tanınır kılarken ekonomilerini de olumlu yönde etkileyeceği kesindir.
İşte bu nedenledir ki başta belediyeler olmak üzere yerel yönetimlerin, spor organizasyonlarından yararlanma noktasında ciddi çaba içerisine girmeleri, spor faaliyetlerinden maksimum fayda sağlayabilmek için merkezi hükümet ve sivil toplum örgütleri ile koordineli çalışmaları elzemdir.
Kaynakça:
• Rowe, David: popüler Kültürler: Rock ve Sporda Haz Politikası, Ayrıntı Yay. İstanbul, 1996.
• Kuburlu, Ceyhun: “Olimpiyatlar 8,3 milyar Euro'luk değer yaratacak” Hürriyet, 27 Temmuz 2008